30 Ağustos 2011 Salı

Günaydın.

 Uyumadım.Güneşin doğmasını bekliyorum.Yalnız değilim.Kediyle oturuyoruz balkonda.Balkon serin.Işıkta eşek arısı var.O ona bakıyor.Ben ekrana.Benden çok esniyor.Kulağımda da Fikret Kızılok ''Günüm yok,güneşim yok/Uykum yok düşlerim yok'' diyor.

Bir filmin içinde olmadığımı kendime kanıtlamalıyım.
 Küçük şeylerden mutlu oluyorum.Bir bakıştan,yeni alınan en ufak bir şeyden,kedi mırıltısından,rüzgarın hafif hafif esişinden,yeni aldığım elbiseyi giymekten,uzun zamandır almak istediğim bir kitabı alıp koklamaktan,güzel insanlarla sohbet etmekten,içime sinen bir fotoğraf karesini çekmekten,o fotoğrafın nasıl çıkacağını günlerce hatta haftalarca heyecanla beklemekten,bir gülüşten,bir bakıştan,bir teşekkürden,bulutlardan,güzel bir şarkıyı ilk defa dinlemekten,kokoreç yemekten,midye dolmayı limonlayıp hüpletmekten,onu sevmekten,sevilmekten.Ve aklıma gelmeyen binlerce ufak şeyden.Tüm bunlar burada dursun.Ufak bir şeye üzüldüğümde sırf açıp okuyup,iyi hissetmem,şükretmem için.Ve bu fotoğraf,hayatta güzel şeyler olduğunu bana daima hatırlatacak.

28 Ağustos 2011 Pazar


Dan: I saw this face. This vision. When you stepped into the the road. It was the moment of my life.
Alice: This is the moment of your life.
Dan: You were perfect.
Alice: I still am.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Yaprakopya



Hayallerle yaşıyorum.
Şimdi de onlardan bahsedip mutlu olacağım.
Bir dükkan istiyorum.Bir sahaf dükkanı.Her zaman kahve kokan...Kedili.Kedisiz olmaz.Ama kucak seven bir kedi.Böyle sürekli kucakta olmak isteyen.Ben müşterilerle ilgilenirken onu kucağımdan indirmek zorunda kalayım.Evden çıkıp,minik balkonlu evime gideyim.Saksıda pembe,kırmızı,mor çiçeklerim olsun.Ama gül değil.Gülden daha güzel binlerce çiçek var.Gül en sevimsizleri.Müzik açayım.Böyle sakin sakin Fransızca bir şarkı yükselsin salondan balkonuma.Hava bahar,soğuk değil o kadar.Yine de rüzgar ''Kalk,ince bir hırka al üstüne.'' diyor.Sözünü dinliyorum rüzgarın,içeriden hırkamı alıyorum.Okul bitmiş.İyi bir okulda,iyi bir bölümde yüksek lisans yapmışım.Kursla filan dilimi geliştirmişim.Yaşlı değilim.Ama galiba çok genç de değilim.Belirsiz buralar.Mesela sahafta çalışıyorum ama tek işim o değil.O keyiflik gibi.İyi bir şirkette iyi bir işte çalışıyorum.Bunun dışında bir çok sosyal kurumda çalışmalar yapıyorum.Hayvan barınaklarında bazen gönüllü olarak görev aldığım oluyor.Kazandığımı onlarla paylaşarak mutlu oluyorum.Okumak istediğim çoğu kitabı okumuşum.İzlemek istediğim çoğu filmi izlemişim.Ama hala yapılacak bir çok şey var.Balkonda kahvemi içip,müziğimi dinlerken kedim bana seslenerek yanıma geliyor ve kucağıma atlıyor.Birazdan yemek yapmak için mutfağa geçeceğim.Ama sonra kapı kilidinde bir ses duyuyorum.Sevdiğim adamdan önce parfümünün kokusu geliyor burnuma,gülümsüyorum.İşten gelmiş,yorgun ama mutlu.Evli miyiz bilmiyorum.Ama mutluyuz.Görmek istediğimiz şehirlere gitmişiz.Muhtemelen evliyiz.Çektiğimiz ve birlikte içinde bulunduğumuz fotoğraf kareleri var çerçeve içinde.Geliyor,sarılıp öpüyor beni.Hadi üstünü değiştir ben yine yemek yapmaya çalışacağım diyorum.Gülüyor.Hala beceriksizim.Ama en azından uğraşıyorum.Birlikte hala eğlenebiliyoruz.En çok da benim sakarlıklarıma.Değişik soslu bir makarna bile yeter aslında.Sofrayı hazırlayoruz birlikte.Yemeğimizi yiyoruz birlikte.O bana gününü anlatıyor.Ben de hangi kitapları sattığımı...Film mi izlesek diye konuşuyoruz.Güzel bir film arşivi oluşturmuşuz.İzlemediklerimizden birini seçip izlemeye başlıyoruz.Film bittikten sonra balkonumuzda filmle ilgili konuştuktan sonra,sarılıp uyuyoruz.Belki ertesi gün işe gidiyorum.Belki sahafa.Orası flu.Ama hayal işte.Yaprakopya olsun adı da.Ütopyalardan birinin adı da Yaprakopya olsun işte.

19 Ağustos 2011 Cuma

Yazamıyorum.Ama yazdıklarınızı okuyorum.Zeynep,Eylül,Ezgi,Elif,Julia,Tülay,Güzide.Bazen çok duygusal bir insan olabiliyorum.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Minnacık şeylere sevinebilen biri aynı zamanda nasıl minnacık şeylere de üzülebilir ki ?

16 Ağustos 2011 Salı

''Kitaplar tehlikeli değildir,diyordu kendi kendine;kitaplar onları okuyanlara sadece keyif ve mutluluk verir,insanların kendilerini yaşama ve birbirlerine daha bağlı hissetmelerini sağlardı; dünyanın öteki ucundaki ülkenin başındaki sakallı,eğer İngiliz'in kitabına karşıysa,yapacağı tek şey kitabı okumayı bırakıp bir yere kaldırmak ve sonra da unutmaktı.''
                                                                    Sunset Park-Paul Auster

15 Ağustos 2011 Pazartesi


  1. Daha çok TED konuşmaları izlemeliyim.
  2. Sevdiğim dizilere değer vermeli ve zaman ayırıp izlemeliyim.
  3. Küçük şeylerden mutlu olmaktan asla vazgeçmemeliyim.
  4. Farklı fikirde olduğum insanlarla daha çok sohbet etmeli,dinlemeyi öğrenmeliyim.
  5. Bana bir şeyler katacağını düşündüğüm şeylere para harcamaktan kaçınmamalıyım.
  6. Daha cesur olmalıyım.
  7. Çok insan tanıyıp,az insanla samimi olmalıyım.
  8. Tahammülsüzlüğümü törpülemenin yollarını bulmalıyım.
  9. Seyahat etmek için para kazanmam gerektiğini unutmamalıyım.
  10. Para kazanabilmek için de bir şeylerden ödün vermem gerektiğini bilmeliyim.

11 Ağustos 2011 Perşembe

"Welcome to the wonderful world of not knowing what the hell is going on..."

 Dünyaya bir kez daha gelme şansım olursa,Tanrıdan beni daha salak bir insan olarak yaratmasını dileyeceğim.Hayır,şu anda da çok zeki değilim.Ama şarkıda da dediği gibi ne kadar çok bilirsen o kadar bela başa.İnsanlar arasında mutsuzum.Genel olarak sıkılan yapım,ilgimi çekmeyen konulardan bahseden insanların yanında inanılmaz bir seviyeye yükseliyor.Mario'nun zıpladığı bayrak direğinin en tepesi gibi.Küçük dağları ben yaratmadım.Ama bu küçük duvarları bizzat ben ördüm.
 Bir liste yapacağım.Sevdiklerim.Sevmediklerim.Ömür yettikçe yaşamak ve yapmak istediklerim.Kabuğuma ve bana şans dileyin dostlarım.

5 Ağustos 2011 Cuma

Tatil kafası pembedir.

4 Ağustos 2011 Perşembe

İğreti Surat kitabı Fransız yazar Marcel Ayme'in.Sanırım Ayme'in yazılıyor.Emin olamadım.Facebookta Can Yayınları'nın sayfasını beğen ve gel kitabını al kampanyasında seçtiğim kitaplardan biriydi İğreti Surat.Daha önce Marcel Ayme'in ismini duymamıştım açıkçası.Daha çok çocuk romanları yazan yazarın bu romanında yüzü birden değişen bir adamın hikayesi anlatılıyor.Birden yakışıklı olan bir adamın hayatının nasıl değiştiğini okuyoruz sayfalardan.Trajikomik,güzel bir öykü aslında romandan çok.Şu anda D&R'larda Can Yayınları'nın 4 lira kampanyası arasında İğreti Surat kitabı da bulunmakta.Merak edenlerin aklında bulunsun :)


''Bu dünyada ne güzel,ne gizemli şeyler var,ama asla ana-babanızdan duymazsınız onları.'' 

2 Ağustos 2011 Salı

Anladım ki burası benim için çok değerli.Bir şeyleri anlatmaktan mutluluk duyuyorum.Her şey güzel.Tüm bir kış boyunca beklediğim ''o günler''i yaşıyorum.Suyun dalgalanmasına kendimi bırakıyorum.Ama bunu son beş gündür yapıyorum.Çünkü bir şeyler beş gündür güzel.Anladım ki bir şeyleri gizlemek insanın hislerine daha çok şey katıyor.Daha da emin oluyorsun aklından ve kalbinden geçenden.Bastırdığın davranışlar sana his olarak geri dönüyor.O yüzden sevgi pıtırcığı haline dönüşebiliyorsun.Sevdiğiniz insan yanınızdayken ona en basit bir sevgi sözcüğünü söyleyememek inanın dünyanın en garip hissi.Bakışarak anlaşmaya başlıyorsunuz bir zaman sonra-ki bu dünyada yaşanabilecek sayılı en güzel anlardan biri-.Ama yine de ne olursa olsun Eylül'de diye başlayıp,
İstanbul'da diye devam eden cümleler kuruyoruz ister istemez.Yazlık dediğin dikenli bir tel.Bazı şeylerin değerini kaybetmeden anlayabilmek çok güzel.Şükredebilmek kadar.Anladım ki duygularını iyi ifade edebilen bir insan değilim.En azından burada.Okuduğum kitapların cümleleri,kendi cümlelerimi kurmamda yeterli olamıyor.Ama olsun,bu hisler bu cümlelerle burada dursun yeter.
    Küçücük şeylerle yetiniyor,küçücük şeylerden mutlu oluyorum.Azcık ötede yemek yediğini bildiğim bir insanın varlığı mesela.Ya da uyuduğu...Korkuyorum.Korkulacak çok şey var hayatta hep.Korkmamdan bile korkuyorum.Olumsuzluklarımı,korkularımı yaymamak için susuyorum belki de.Daha doğrusu susmak istiyorum ama onu bile yapamıyorum.Tıpkı adımı soyadımı google da aratan bir düşmanımın bu satırları okumasından korktuğum gibi.Blogun adını da değiştirmeye kıyamıyorum.Sadece insanlar bu kadar kötü niyetli olmasın istiyorum.Emrah Serbes'in de dediği gibi her zaman böyle olur.. Mutlu olmak için bir sürü faktörün bir araya gelmesi gerekir. Mutsuzluk için tek neden yeter.Ağustos ayının tadını çıkartıp bir yandan da usul usul Eylül ayını bekliyorum.Doğduğum ayı,melankolik sonbaharı,canım Eylül'ün o sevdiğim güzel adını...Sahafları özledim.Limonata içmeyi.Kahve içince terlememeyi de özledim.Ama aynı Güneş'le yandığım adamın yanında,burada olmak da güzel.Kimse bilmiyor.Kimse bilmemeli.Bu bizim sırrımız olsun e mi ? :) 

  • Bir de şu sergiye gitmek istiyorum.Bir günlüğüne de olsa en azından TIK TIK.
  • 4 Ağustos Perşembe günü için tüm Hakan Günday sevenler bakınız TIK TIK
  • Didem Madak Ahlar Ağacı'nı Ekşi Sözlük'ten okudum.Ama döndüğümde sayfalarını koklamak istediğim bir Pulbiber Mahallesi var.Değerini geç anlamak üzücü.
  • Notos dergisinin Oğuz Atay konulu 28.sayısını edindiğim için mutluyum.Hala İstanbul'da gazete bayilerinde olması lazım.Kesinlikle arşivlik.
  • Bir makara film şimdiden bitti.Onlar için de Eylül'ü bekliyorum.
  • Bir şeyler için heyecanlanıyor olabilmek insana yaşadığını hissettiriyor.Heyecanımı(zı) hiç yitirmeyelim.
  • Öperim.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Büyüsü bozulmasın diye susuyorum ben biraz.Muhteşem olur mu bilmem ama elbet döneceğim :)