16 Temmuz 2011 Cumartesi

 11 yaş büyük benden.Kitaptan bahsediyorum.Basım yılı 1981 olan bu kitabı annemin rafında buldum.Ciltli diğer kitapların yanında.Bakıldığında bir çocuk gibi gözüküyor değil mi ? İçinde resimler olan Küçük Prens'i de yıllarca çocuk kitabı sanmadık mı? Şimdi küçük genç kızlarımız nutellaaa yazıp kalp koymaları gibi yazdıkları satırlarla Saint-Exupery'nin kemiklerini sızlatıyorlar da neyse.Her şeye çok fazla eleştirel yaklaştığımı fark ettim geçen gün.Belki de ergenlik denen dönemi o kadar da küçümsememeliyiz.
  Bugün pazarda kitap satan tezgahta durdum.Bir şeyler satmak hep özendiğim bir şeydi.Sahaf işini kaybetmiş olmam bir kez daha üzdü beni.Belki olur da yeniden,birden karşıma öyle bir fırsat çıkar.Bir de bugün 16 Temmuz.Dört yıl önce bugün 16 yaşındaydım.Üniversite sınavının sıkıntısı vardı üzerimde.Yerinde duramayan,mor pantalon giyen bir kızdım.I see dumb people yazan siyah bir t-shirt üm vardı.Sonra bir adamla tanıştım.Ama o da o zamanlar adam sayılmazdı.18'lik bebe.Lunaparkta başlayıp,telefon kartlarıyla devam eden bir şey şimdi 20'lik diş çıkaran bir kız ile tüm dişlerini çıkartmış bir adama dönüştürdü bizi.Dört yıl oldu.Kulağa çok garip geliyor.Ben buradayım.O bu sefer burada değil.Balkonda oturmuş çay içiyorum.Çay güzel.Hava serin.Birazcık da omzum ağrıyor.Ama mutluyum sanırım.İliklerine kadar hissetmesen de bazen mutluluk hissi böyle geliyor belki de.Biraz huzurlu,biraz keyifli-keyifsiz ama iyi.16 Temmuz 2011 böyleydi.

4 yorum:

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

seni yerim kadın. ayrıca ergenleri bu kadar eleştirmemizin nedeni kıskançlık. özgürce saçmalıyorlar, biz yapamıyoruz, kendi ergenliğimi dahi kıskanıyorum. :(

yaprak dedi ki...

Seni seviyorum Zeynep.Bir de dusunerek konusmaktan,yazmaktan erken yaslandik sanki.

Eylül Köksümer dedi ki...

benim de 22 yaşında mor bir pantolonum oldu, sanırım her zamanki gibi geriden geliyorum. aslında içine sığabiliyor olsam hala giyerim, ama 22 yaşımdan fizik olarak da ruh olarak ta çok uzaklardayım.

o kadar tuhaf ki yaprak, kendi balkonumda oturmuş çayımı içerken, sen de o an hiç bilmediğim bir balkonda aynı haldeydin. belki ikimiz de havayı içimize çekip ''iyi böyle..'' diyorduk, yetiniyorduk. karşı karşıya oturuyormuşuz gibi, iyi anlarda seni çok fazla anıyorum.

yaprak dedi ki...

Karşı karşıya oturup çaylarımızı yudumlasak ve sabah gün doğana kadar sohbet etsek.Öyle bir şansımız olsa,tıpkı blogundaki gibi o üç rengi görüp huzur bulsak.