23 Temmuz 2011 Cumartesi

 Oturup bir iki lafın belini kırabilmenin-bu deyimi çok seviyorum-ne kadar değerli ve önemli olduğunu fark ettiğim günlerin içinde bulunuyorum.Ortak paydada buluşabilmek,anlatmadan anlaşabilmek ne kadar muhteşem bir şeymiş.İnsan yalnız kalınca tüm iletişim yeteneğini ve özelliklerini sorguluyor.Hayatındaki insanın diğer hemcinslerinden ne gibi farkları olduğunu gözlemliyor.Karşılaştırmak değil,fark etmek.Herkesin önceliği nasıl da farklı onu anlıyorsun.İstanbul'da ''mecburen'' aynı alanda bulunduğumuz insanları umursamıyoruz.Küçük yerlerin kozmopolitliği daha da belli ediyor kendini.Radikal gazetesi dahi gelmeyen küçük bir kasabada ben her gün insanları gözlemleyip,her gün daha da uzaklaşıyorum yaşadığım çevreden.Buradaki insanların eğlence anlayışlarından daha farklı bir eğlence anlayışım olduğunu anlıyorum mesela.Küçük dağları yarattığını sanan insanların nasıl da birden pragmatik haller içlerine büründüklerini.Dışarıdan soğuk,kendini beğenmiş olarak etiketlendiğimi düşünüyorum ve ilk defa bir etiket bu kadar çok hoşuma gidiyor.Merhaba'lar öyle değerli ki...Herkese söylenmemeli belki de bazı şeyler.Sırf bir toplumda yaşıyor olduğumuz için tüm nezaket kurallarına uymamızın beklenmesi aslında biraz saçma.İnsanları küçük görmüyorum.Kimse kimseden üstün değil.Ama farklı.Ben biraz daha kabuğuma çekileyim.Saçmalıklarımı yüklediğim cümlelerim de biraz burada kalsın.Belki bir yıl sonra tüm bu cümleleri ne kadar da toymuşum şeklinde yorumlarım.

2 yorum:

Eylül Köksümer dedi ki...

geçmişe bakıp bunu demek de büyük keyiftir ama. hatta ''ben mi demişim bunları, amma ufakmışım'' demek te öyle. ama şuanki halin gayet normal, ruh halin, bulunduğun yer, çevrendeki insanlar ve en çok ta ''anlatabildiklerin ve anlaşılabilenler'' düşünülürse.

sen merhabalarını özel tut yine. en güzelini yapıyorsun.

yaprak dedi ki...

Her geçen gün daha içine kapanık ve sessizleşiyorum.Bu iyi mi kötü mi bilmiyorum.Belki bu cümleler gibi kabuklarımı da bir yıl sonra bugün gösterecek.