10 Haziran 2011 Cuma

600 ve 10

Yazıya “falanca ‘…….’ der” gibisinden alıntılarla başlayanlardan pek hazzetmem. Tipin biri arkadan sinsice yaklaşıp aniden gözünüzü kapar, üzerine bir de sorar ya, “Bil bakalım ben kimim?” diye, öyle bir his veriyor bana. “Bildim, eşşek!”
Ben de bir sıpalık yapıp alıntıyla başlayacağım. Hem de uzun bir alıntıyla, E. M. Cioran’dan:
“Bütün eylemlerimizde gizli bir yan vardır, psikolojik açıdan ilginç olan da budur. Sadece yüzeyi, yapay yönü tanırız, dile getirilmiş olanı kabul ederiz, ama önemli olan dile getirilmeyendir, üstü kapalı olandır, bir davranış ya da sözün gizli noktasıdır. Bunun içindir ki, başkaları hakkında yargılarımız da, kendimizle ilgili yargılarımız da yanlıştır. İğrenç yön gizlenmiştir. Oysa derinde olan budur, söylediğim de varlıklarda ayrıca bir derinlik olduğu ve bizim için en anlaşılmaz olanın bu olduğudur. Büyük yazarlar, bu ‘gizli yön’ duygusuna sahip olanlardır kesinlikle, özellikle de Dostovevski. Derinde ve gerçekte iğrenç olan her şeyi o açığa vurur, ama iğrenç olmaktan da öte trajiktir, gerçek psikologlar böyledir. Ben, roman yazan ve başarısız olan çok kişi tanıdım… Niçin başarısız oldular? Çünkü onlar sadece yüzeydeki olayları yansıtırlar, duyguların kökenini değil. Bir duygunun kökeninin kavranması çok güçtür, ama önemli olan da budur: dinsel inanç vb. için. Bu nasıl başladı? Niçin devam ediyor? İşin püf noktası budur ve ileriyi görebilecek tek insan bunun nereden geldiğini gören insandır. Bu da aklın işi değildir.” (Hiçliğin Doruklarında Cioran, Der: Kenan Sarıalioğlu-Sadık Erol Er, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 2006, s. 41-42.)
Chuck Palahniuk’un ‘Ölüm Pornosu’ kitabı için ‘müstehcen nitelikli bir kitabın öncelikle muzır olacağı muhakkaktır’ şeklinde dahiyane bir tespitte bulunan Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu hakkında bir bilirkişi raporu yazsam, bu Cioran paragrafını bir yerine muhakkak koyardım.
Bu ‘onubiyerde’ kurul, “Toplumumuzun ahlak anlayışı ve kuralları ile örf ve âdetleri cinsi münasebetin aşikarlığını kabul etmez. Toplumlar varlıklarını koruyabilmek ve toplum düzenini sağlayabilmek amacıyla sosyal normları oluşturmuşlardır. Basın-yayın, araç ve organları bizzat bu normlara uymak zorunda oldukları gibi, toplumu bu konuda yönlendirme, ikaz etme, hatırlatma görev ve sorumluluğu ile de yükümlüdürler. Bu görev ve sorumluluk toplumsal niteliktedir. Söz konusu kitapta yayımlanan yazıların bu toplumsal görev ve sorumluluk ile bağdaştırılması mümkün değildir. Kitapta asıl ağırlığın cinselliğe yöneltilmiş olduğu, kitabın toplumun ahlak yapısıyla bağdaşmadığı ve halkın ar ve haya duygularını incittiği, genel ahlâka aykırı olduğu müşahade edilmektedir…” diyesiymiş.
Şahane, süper, harikulade… Peki o zaman, ben de size gelenek ve göreneğin, örf ve âdetin, yurttan sesler korosunun dilindeki türküden, kınalı parmaklardaki çayda çıradan, huşu içinde göklere kaldırılmış avuçlardan, bayramlarda öpülen benekli buruşuk ellerden başka taraflarını sayayım:
Sizin gelenek dediğiniz şey, genelevlerin önünde uzadıkça uzayan kuyruklardır; bizzat o kuyruktakiler tarafından mezar-evlere bir ömür boyu tıkılan, o evlerde düzülen, dövülen, öldürülen kederli kadınlardır; şamarla, tacizle, ensestle, yoksunluk duygusuyla, her neviden dandik ders kitabı ve kabus sınavla büyüyen çocuklardır; bin türlü nafile savaşa pervasızca sürülüp canından edilen fidanlar, kışlada çuvallara konup dövülen, kama üzerinde şınav çektirilip öldürülen eğitim zayiatı askerlerdir; leş gibi atölyelerde kot taşlarken ciğerleri ölümle doldurulan işçilerdir; azaptan beter fabrikalarda, bürolarda, dükkanlarda üç kuruşa günde on iki saat esir edilen emekçilerdir; her daim itilip kakılan, dalga geçilen, peşinden azrailin gölgesi hiç eksik edilmeyen eşcinseller, travestilerdir; copla, tazyikli suyla, gazla harap edilen muhalifler, öğrenciler, Kürtlerdir; üniversite kapılarında heba edilen, utanç perukları giymeye mecbur edilen, üzerine bir de acıları siyasi iktidar savaşlarına meze edilen başörtülü gençlerdir…
Bilirkişi beyler, sizin gelenek dediğiniz şey, bir barbarlık ve zulüm tarihinin ta kendisidir. O tarih en müstehcen ve muzır kelimelerle; bir fetih, yağma ve ganimet orjisinin ortasında, tüyler ürpertici naralar eşliğinde, feryatlara ve yakarışlara aldırmaksızın girişilen toplu tecavüzlerle yazılmıştır. Lakin sizin bunu bilen, bilse de umursayan kişiler olmadığınız ortada. Biliyor ve umursuyor olsanız, kadın bedeninin metalaştırılmasına karşı 600 erkekten müteşekkil şiddetli bir eleştiriyi ‘müstehcen’ bulmakta zorlanırdınız. Edebi bir metin hakkında ahkam keserken bu kadar fütursuz, rahat, şımarık ve barışık olamazdınız…
İnsan başkalarının karanlığına cesaretle ve vukufla bakabilmek için önce kendi karanlığıyla iştigal etmeyi becermelidir. Bir kadınla cinsi münasebete giren 600 erkekten mürekkep pis kokulu bir karanlığı anlatan kitabı ‘muzır’ bulan ‘onubiyerdeler’in kaçının hayatının bir döneminde genelevde münasebet yaşadığını cidden merak ederim. “Hiç, asla, kapısından bile geçmedim” de, bir cevap tenezzülü olması itibarıyla, tek başına cesaret sayılır. Ben mesela gidip dolaştım, ama hiç münasebet yaşamadım, yani oradaki hiçbir kadının kim bilir kaçıncı altı yüzüncüsünden biri olmadım. Siz oldunuz mu beyler?
Bu yazı yazıldığı sıralarda ‘Ölüm Pornosu’nun çevirmeni Funda Uncu karakolda ifade vermek için bekliyormuş. Kötü davranmışlar, ‘utan’ demişler. ‘Muzır’ zararlı demek. İnsanlara kimin zararlı olduğunu işkencelerden, coplardan, gazlardan, tekmelerden gayet iyi biliriz. ‘Utanın’ diyeceğim, ama nafile. ‘Nefretle kınamak’ ifadesini kullanacağım bir gün geleceğini biliyordum. Uncu’ya yapılanları nefretle kınıyorum.
                                                                                                                                                         Murat Uyurkulak

2 yorum:

elif dedi ki...

ben bunları defterime bir yazayım.

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

chuck'ın romalarına bir şey diyemiyorum lakin kişiliğinden iğreniyorum. düzenin ve emperyalizmin boktanlığından bahsedip "ama fight club tişörtleri 20 dolar." demesi çok adice. tıpkı kitabına yapılan gibi. bu adamın romanlarını da okumamız lazım. (murat uyurkulak'tan bahsediyorum.)