30 Haziran 2011 Perşembe

Şu  şahısla dolu dolu bir gün geçirdik bugün.Mustafa Amca'da çay içtik.Kitap aldık.Yemek yedik.Sergi bile gezdik.Sirkeci'den film aldık.Okuluma gittik.Notlarıma baktık.Vallahi ben çok yoruldum.Resmen yaşlanmışım.Kız kıpır kıpır.Ve deli gibi hızlı yürüyor. :)  

27 Haziran 2011 Pazartesi

 Aslına bakarsan her şey yolundadir.Beklediğin zamanlar gelmiştir.Sınavlar bitsin istersin ya da tatile çıkmayı beklersin işe gittiğin her sabah ve işte çıkmışsındır.Ama bir şey eksiktir hani.Böyle hayal etmişsindir belki.Ne eksik ne de fazla.Ama mutlu hissetmiyorsundur kendini.Bir eksiklik hissi vardır.İşte o eksiklik hissinin Allah belasını versin.Askerden beklediğin sevgilin izne çıktığında bir yanın mutsuzdur mesela çünkü onu beklemek güzel olandır aslında,onu fark edersin o an.Evleneceği gün herkes mutsuzdur aslında.Mezuniyetler mutsuzluk dolududur.Demem odur ki garip yaratıklarız vesselam
Bazı şeyler o kadar güzel ki hiç bitmesin istiyorsun.Bittiğinde de öyle bir etki bırakıp da bitiyor ki aklında devam ediyor.Eylülü beklemek için şu iki adam yeterli.

26 Haziran 2011 Pazar

25 Haziran 2011 Cumartesi


  Yaprak yirmi yıllık hayatında en çok lisenin okul servisini özleyeceksin deseydi birisi güler geçerdim.Ama şimdi düşünüyorum da,iki yıldır doğru düzgün hiç gülmedim.Bir şeyleri özleyerek geçiyor hayatım sanırım.Her şeyi,anılarımı,duygularımı o kadar sahipleniyorum ki üzerinden birazcık zaman geçince eski hallerini özlemeye başlıyorum.Şu an en çok 16 yaşıma geri dönmek isterdim.O zaman başlayan ilişki iki hafta sonra dördüncü yılını dolduracak.O zaman dostluğuna sahip olduğum insanların şu an hayatında neler olup bittiğini dolaylı olarak öğreniyorum.O zaman sahip olduğum ''okul'' hayalleri içi boş çıkan bir hediye paketiymiş.Artık ben de genel olarak yüzü asık her şeyi dert eden insanlardan biri olduğumu hissediyorum.

23 Haziran 2011 Perşembe

Bitti.Ama bütlü mü,bütsüz mü bilmiyorum.

22 Haziran 2011 Çarşamba

 Ağzın kuru,miden bulanarak ve zorla uyanıyorsun.Hiç huyun olmasa da kendini banyoya atman gerek.Şehirli insan özellikleri diye geçiriyorsun kafandan.Çalışmadığın ve sevmediğin bir dersin sınavı tam da dört saat sonra.Doğrusu güne harika başlamışssın.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Tam da şimdi zamanı hızlandıracak bir makine gerek.

18 Haziran 2011 Cumartesi

“Yağmur durur ama saçaklardan ve ağaç dallarından damlamaya devam eden taneleri kalır. Hiç kimse bıçakla kesilmiş gibi terk edemez bu dünyayı. Bir insanın tam manasıyla ölmesi için onu hatırlayan hiç kimsenin kalmaması gerekir. Bu memlekette milyonlarca ölü yaşıyor bu hesapla bakarsak. Kimsenin siklemediği insanlar. Ateşböcekleri gibi, görünmek için karanlığa muhtaçlar. Belki bir gece nezarethaneleri andıran demir parmaklıklı zemin katlardan çıkarlar ve ışıltılı bir mezarlık mahallesi kurarlar. Sonra da silahlanıp gelirler ortalığın anasını sikerler. Herkesi öldürürler. Herkes öldüğü için de herkes unutulmuş olur. Böylece eşitlik sağlanmış olur.”


Emrah Serbes

17 Haziran 2011 Cuma

Bazen dualar eksik kalıyor.Geriye sabır dilemek kalıyor.
Kinyas ve Kayra ile Ölüm Pornosu'nu aldım.Böyle bir mutluluk,bir sırıtmalar.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Mini Çakal Yaprak.

 Şimdi size nasıl bir mini çakal olduğumu kanıtlayacağım canlarım.
İlk fotoğrafta gördüğünüz küt saçlı,kabarık kafalı insan ben oluyorum.Diğer fotoğraftaki en solda kitaplarını imzalatan da...Böylece sırada beklemeden imzalattığım kitaplarımla evime dönmüş oldum.Bu mini çakal yönümü de gösterdiğime göre dağılayım.

11 Haziran 2011 Cumartesi

İçimde bir doksanlar slov pop canavarı var.Tanışmak isterseniz diye söyleyeyim dedim.
Benim Alper Canıgüz imzalı kitaplarım var.Herkes bilsin yani.

10 Haziran 2011 Cuma

Buraya şarkı sözü yazacağım galiba.

600 ve 10

Yazıya “falanca ‘…….’ der” gibisinden alıntılarla başlayanlardan pek hazzetmem. Tipin biri arkadan sinsice yaklaşıp aniden gözünüzü kapar, üzerine bir de sorar ya, “Bil bakalım ben kimim?” diye, öyle bir his veriyor bana. “Bildim, eşşek!”
Ben de bir sıpalık yapıp alıntıyla başlayacağım. Hem de uzun bir alıntıyla, E. M. Cioran’dan:
“Bütün eylemlerimizde gizli bir yan vardır, psikolojik açıdan ilginç olan da budur. Sadece yüzeyi, yapay yönü tanırız, dile getirilmiş olanı kabul ederiz, ama önemli olan dile getirilmeyendir, üstü kapalı olandır, bir davranış ya da sözün gizli noktasıdır. Bunun içindir ki, başkaları hakkında yargılarımız da, kendimizle ilgili yargılarımız da yanlıştır. İğrenç yön gizlenmiştir. Oysa derinde olan budur, söylediğim de varlıklarda ayrıca bir derinlik olduğu ve bizim için en anlaşılmaz olanın bu olduğudur. Büyük yazarlar, bu ‘gizli yön’ duygusuna sahip olanlardır kesinlikle, özellikle de Dostovevski. Derinde ve gerçekte iğrenç olan her şeyi o açığa vurur, ama iğrenç olmaktan da öte trajiktir, gerçek psikologlar böyledir. Ben, roman yazan ve başarısız olan çok kişi tanıdım… Niçin başarısız oldular? Çünkü onlar sadece yüzeydeki olayları yansıtırlar, duyguların kökenini değil. Bir duygunun kökeninin kavranması çok güçtür, ama önemli olan da budur: dinsel inanç vb. için. Bu nasıl başladı? Niçin devam ediyor? İşin püf noktası budur ve ileriyi görebilecek tek insan bunun nereden geldiğini gören insandır. Bu da aklın işi değildir.” (Hiçliğin Doruklarında Cioran, Der: Kenan Sarıalioğlu-Sadık Erol Er, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 2006, s. 41-42.)
Chuck Palahniuk’un ‘Ölüm Pornosu’ kitabı için ‘müstehcen nitelikli bir kitabın öncelikle muzır olacağı muhakkaktır’ şeklinde dahiyane bir tespitte bulunan Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu hakkında bir bilirkişi raporu yazsam, bu Cioran paragrafını bir yerine muhakkak koyardım.
Bu ‘onubiyerde’ kurul, “Toplumumuzun ahlak anlayışı ve kuralları ile örf ve âdetleri cinsi münasebetin aşikarlığını kabul etmez. Toplumlar varlıklarını koruyabilmek ve toplum düzenini sağlayabilmek amacıyla sosyal normları oluşturmuşlardır. Basın-yayın, araç ve organları bizzat bu normlara uymak zorunda oldukları gibi, toplumu bu konuda yönlendirme, ikaz etme, hatırlatma görev ve sorumluluğu ile de yükümlüdürler. Bu görev ve sorumluluk toplumsal niteliktedir. Söz konusu kitapta yayımlanan yazıların bu toplumsal görev ve sorumluluk ile bağdaştırılması mümkün değildir. Kitapta asıl ağırlığın cinselliğe yöneltilmiş olduğu, kitabın toplumun ahlak yapısıyla bağdaşmadığı ve halkın ar ve haya duygularını incittiği, genel ahlâka aykırı olduğu müşahade edilmektedir…” diyesiymiş.
Şahane, süper, harikulade… Peki o zaman, ben de size gelenek ve göreneğin, örf ve âdetin, yurttan sesler korosunun dilindeki türküden, kınalı parmaklardaki çayda çıradan, huşu içinde göklere kaldırılmış avuçlardan, bayramlarda öpülen benekli buruşuk ellerden başka taraflarını sayayım:
Sizin gelenek dediğiniz şey, genelevlerin önünde uzadıkça uzayan kuyruklardır; bizzat o kuyruktakiler tarafından mezar-evlere bir ömür boyu tıkılan, o evlerde düzülen, dövülen, öldürülen kederli kadınlardır; şamarla, tacizle, ensestle, yoksunluk duygusuyla, her neviden dandik ders kitabı ve kabus sınavla büyüyen çocuklardır; bin türlü nafile savaşa pervasızca sürülüp canından edilen fidanlar, kışlada çuvallara konup dövülen, kama üzerinde şınav çektirilip öldürülen eğitim zayiatı askerlerdir; leş gibi atölyelerde kot taşlarken ciğerleri ölümle doldurulan işçilerdir; azaptan beter fabrikalarda, bürolarda, dükkanlarda üç kuruşa günde on iki saat esir edilen emekçilerdir; her daim itilip kakılan, dalga geçilen, peşinden azrailin gölgesi hiç eksik edilmeyen eşcinseller, travestilerdir; copla, tazyikli suyla, gazla harap edilen muhalifler, öğrenciler, Kürtlerdir; üniversite kapılarında heba edilen, utanç perukları giymeye mecbur edilen, üzerine bir de acıları siyasi iktidar savaşlarına meze edilen başörtülü gençlerdir…
Bilirkişi beyler, sizin gelenek dediğiniz şey, bir barbarlık ve zulüm tarihinin ta kendisidir. O tarih en müstehcen ve muzır kelimelerle; bir fetih, yağma ve ganimet orjisinin ortasında, tüyler ürpertici naralar eşliğinde, feryatlara ve yakarışlara aldırmaksızın girişilen toplu tecavüzlerle yazılmıştır. Lakin sizin bunu bilen, bilse de umursayan kişiler olmadığınız ortada. Biliyor ve umursuyor olsanız, kadın bedeninin metalaştırılmasına karşı 600 erkekten müteşekkil şiddetli bir eleştiriyi ‘müstehcen’ bulmakta zorlanırdınız. Edebi bir metin hakkında ahkam keserken bu kadar fütursuz, rahat, şımarık ve barışık olamazdınız…
İnsan başkalarının karanlığına cesaretle ve vukufla bakabilmek için önce kendi karanlığıyla iştigal etmeyi becermelidir. Bir kadınla cinsi münasebete giren 600 erkekten mürekkep pis kokulu bir karanlığı anlatan kitabı ‘muzır’ bulan ‘onubiyerdeler’in kaçının hayatının bir döneminde genelevde münasebet yaşadığını cidden merak ederim. “Hiç, asla, kapısından bile geçmedim” de, bir cevap tenezzülü olması itibarıyla, tek başına cesaret sayılır. Ben mesela gidip dolaştım, ama hiç münasebet yaşamadım, yani oradaki hiçbir kadının kim bilir kaçıncı altı yüzüncüsünden biri olmadım. Siz oldunuz mu beyler?
Bu yazı yazıldığı sıralarda ‘Ölüm Pornosu’nun çevirmeni Funda Uncu karakolda ifade vermek için bekliyormuş. Kötü davranmışlar, ‘utan’ demişler. ‘Muzır’ zararlı demek. İnsanlara kimin zararlı olduğunu işkencelerden, coplardan, gazlardan, tekmelerden gayet iyi biliriz. ‘Utanın’ diyeceğim, ama nafile. ‘Nefretle kınamak’ ifadesini kullanacağım bir gün geleceğini biliyordum. Uncu’ya yapılanları nefretle kınıyorum.
                                                                                                                                                         Murat Uyurkulak
Edebiyat safında, Funda Uncu Irklı’nın yanında…
Sizleri seviyorum.

9 Haziran 2011 Perşembe


Bu klibe yorumum 'oduncu gömleği sen nelere kadirsin'dir.

8 Haziran 2011 Çarşamba

 Kalk.Bulaşık makinesini boşalt.Dışarı çık,akşam yemeklik bir şeyler al.Eve gel.Çamaşırları topla.Ders çalış.Akşam yemeğini hazırla.Günler tepelerden aşağı koşan vahşi atlar misali dostlarım.

7 Haziran 2011 Salı

Yapmam gereken bir sürü şey var.Ve bunların hiçbirini yapmak istemeyişim.Havanın sıcak oluşundan hoşlanmıyorum.Bir de yalnız yaşamak düşündüğünüz kadar eğlenceli bir şey değil.

6 Haziran 2011 Pazartesi

 Parmaklarının ucunda Güneş'i taşıyor.Dokundukça yakması bundan.

5 Haziran 2011 Pazar


Öğrenmek istemediğim şeylerden sorumlu olmam dünyanın en aptalca şeyi ve bu beni üzüyor.Neyse ki bazı şarkılar güzel.

04.06.2011

3 Haziran 2011 Cuma


"Sen gülünce ben de hemen gülüyorum. Sen ağlayınca ben de hemen bir sigara yakıyorum. Sen pazara çıkınca ben de en azından balkona çıkıyorum. Sen bir şey sorunca biraz düşünüp cevap veriyorum ama çoğu zaman yine yanlış oluyor, kimi zamansa susarak boş bırakıyorum o soruyu. Sen tartışmak isteyince bildiğim her şeyi unutuyorum. Sen unuttun mu deyince zaten bildiğim bir şeyi tekrar hatırlıyorum. Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki. Aslında ben hâlâ bu şakaya nasıl karşılık vermem gerektiğini arıyorum."

Emrah Serbes

2 Haziran 2011 Perşembe

 O kadar ruh hastasıyım ki ajandama her ay hangi kitapları okuduğumu yazıyorum.İzlediğim filmleri de filimadamından işaretliyorum.Sergilerin,tiyatroların,etkinliklerin de biletini ya da broşürünü mutlaka saklıyorum.Yeni yıla girerken ne yapmışım etmişim bakıyorum genel olarak.Hem işsiz,hem ruh hastasıyım.Bir de Orhan Velili kupamı çok seviyorum.-Şimdi de goodreads hesabı aldım.-
Bazen okulumu seviyorum.Bir çok okulun 3 Haziran'ı unuttuğuna eminim.Ama biz bugün Leman Sam,Mehmet Esen,Nevzat Çelik,Cezmi Ersöz'le birlikte Nazım Hikmet'i andık.İyi ki'lerden biri oldu.