31 Mayıs 2011 Salı

On üç haziran gibi salak bir tarihte sınavlarım başlayacak.Yalnızlık dolu bir yaz beni bekliyor bir de.Yazamıyorum da.Hep alıntılar,fotoğraflar filan.Kılavuza gerek yok,köyün hali ortada.Bugün şahane bir şey izledim.O sağda en üstte gözüken işte.Belki yazarım.Aslında Julia yazmıştı.Saçlarımı sevmiyorum hiç.Hava da bir saçma zaten.Haziran ortalarında otuz dereceyi bulacakmış.Final dönemi ve otuz derece sıcakları aynı cümlede kullandığımda kahırlanıyorum.Büyük Anadolu Yürüyüşü'nden haberdar değilseniz,çok geç değil.Şu anda serbest çağrışım yapıyorum.Yüklemden önceki kelimeyi seviyorum.Burdaki insanlarla oturup sohbet etmek istiyorum.Bir de salak bir gerginlik,utanmalar filan oluyor ya onlar sevimli bence.Bazen sahaftaki işi kaybettiğim aklıma geliyor ve ben çok üzülüyorum.Bu günlerde duygusalım sanırım.Çay keyfi,kahve stresi çağrıştırmaya şimdiden başladı.Of ne salak işler bunlar he.Bazen bana mesaj filan atın istiyorum.Harbiden işsizim görüyorsunuz.İşsizim dedim yine üzüldüm.Bu yanda gözüken kitabı okuyamıyorum bir nedense.Neyse bunu bilmenize gerek yoktu aslında n'bileyim.Buraya kadar okuyan insana yazık.Resmen ömrünün bazı dakikalarını boşa harcadı.Şu anda bakmadan yazıyorum.Of ne biçim de havalıyım.Dizideki kız o insansa ben solucan olmaya razıyım dedi.O ne salak laf lan öyle.Neyse ben gideyim de göt büyütme eylemime kaldığım yerden devam edeyim madem.

Nar Kalpler


Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir...
  • Gözün başkalarını da görüyorsa sevdiğini sevmiyor musundur artık?
    Birini sevmek topyekûn kapattırır mı "dükkânı"? Kepenklerin inmeli midir, elenmiş un varsa elek asılmalı mıdır duvara?
    İnsan güzel adamları ve güzel kadınları "görüyorsa" hâlâ, hâlâ "bakıyorsa", aklından "Acaba?" diye geçiyorsa, aslında o kadar da dolu değil midir içi?
    Bir boşluk mu vardır aslında? Ondan mı yani mesela?
    Liseli bir meram gibi görünen bu bahis, derdi ömürlüktür esasında. Eğer bir tür "kalbî lobotomi" olabilseydi, birini sevince artık ömrünün sonuna kadar kafan karışmasaydı hiç, başka bir şeyi, başka kimseyi düşünemez hale getirilebilseydik kendimizi bir ameliyatla...
    Oh! Ne şahane olurdu. Konu kapanır, işimize bakabilirdik. Ne ki hayat bölünüyor ortasından bazen. Nar gibi çatlıyor kalp yumuşak karnından. Dağılıyoruz kırmızı kırmızı, toparlayamıyoruz tanelerimizi.
    Ama işte kalbimiz çırpıştı diye hata da yapmak istemiyoruz; hayatlarımız çok fena kıymetli. Tanıdığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz, alıştığımız hayatı bırakmak, bir güzele feda etmek elimizdekini de vicdani bir mesele.
    Bir vicdan ve korku terazisi çalışıyor hep içimizde. Ne kadar korkuyoruz kaybettiğimizin yerini dolduramamaktan? Kalbimiz buruşacak mı kapılmasak hiç o yeni rüzgâra? İhtiyarlamış gibi mi hissedeceğiz? Başlangıcın heyecanı mı daha büyük yoksa kaybetmenin korkusu mu? Bir yeni ile karşılaştığımızda içimizin karmaşık hesap makineleri başlıyor tam yol çalışmaya.
    Günahın lezzeti
    Yanımızdaki, hayatımızdaki meşru olandır hep. Kabul edilmiş olan, arkadaşlarımıza tanıştırılmış olan, bizimle birlikte hatırlanan, birlikte hatırlandığımız kişi. Birini bırakmıyorsun ki bıraktığında, kendinin onunla tanımlanmış halini de bırakıyorsun aslında. Kendinin o kabuğunu bırakmak kolay mı?
    Diğer yandan günah, her zaman daha lezzetlidir sevaptan. Ah günah! Bir nar gibi çatlar ve çatlatır insanı ortasından.
    Ne çok kırmızıymış için, görür ve hayret edersin kendine. Neler neler yapabilirmişsin meğerse! Yeni insan hayretleriyle gelince meclise, minderler kaldırılır, döşekler havalanır. Ah! O tatlı günaha yer mi bulunmaz!
    Ama ya eğer hayat güvenmek demekse? Ama ya hayat aslında bir hayretten uzun sürerse? Mesele budur ve hiç hakiki anlamda hesaplanamaz.
    Ama bilirsiniz siz de, nar bir kere çatlarsa kimse taneleri toparlayamaz. Çatlatmayayım desen nar kıpırdar kıpırdar, duramaz. Ve kimse böyle büyük kararları verecek gücü kendinde bulamaz. Kimse doğrunun ne olduğunu, benim diyen kimse, bilemez.
    İşaret ver hayat!
    Kimse sevilmemeyi göze alamaz. O yüzden kimse kimseyi terk etmek istemez, karşıdaki anlasın da gitsin isteriz hepimiz. Ya gitmezse? O zaman bu büyük ve tehlikeli ve günahlı kararlar bize kalmasın isteriz.
    Bir işaret versin hayat. Biz istemeden olsun, kalbimize hesap verirsen "Başka ne yapabilirdim ki?" demeyi dileriz.
    Öyle bir şey olsun ki kaçınılmaz olsun günah.
    Öyle bir şey olsun ki sen sorumluluğunu alma olanların.
    Öyle bir şey olsun ki, tufan gibi alsın götürsün seni. Sen seçmemiş ol başına geleni. Bedeli ödenmesin yani. Nar kendi kendine çatlasın.
    Sen dur öylece. Ellerin iki yana açık. "Ne yapabilirdim ki? Olacağı varmış" de. Çatlasın nar, saçılsın hayatın yerlere...

    • (Birhan Keskin, Y'ol, Metis Yayınları)



    Ece TEMELKURAN
    İyice kilo aldım sanırım.Kendimi acayip çirkin hissediyorum.Saçlarım da bok gibi bir boyda.Aman ya üf.

    29 Mayıs 2011 Pazar

    Gönül gözüyle Reha Erdem'i görüp dinledim.

    28 Mayıs 2011 Cumartesi



    ...

    uzun bir cumartesiyi hatirliyorum, saat on iki
    dalip gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki
    bir sigara yakiyorum, bir kagida bir iki dize yaziyorum
    yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha
    ama hiç kimildamiyor, akrep de, yelkovan da
    yani tam böyle bir şeye benziyor zaman
    yilgin ve çarpici renkler içinde pek kimildamayan
    çikageliyor sonra, saat on iki.



    Edip CANSEVER
    Şu günler benim bir şeyler iyi gitsin diye dua ettiğim günler.O yüzden çok yazamıyorum.

    27 Mayıs 2011 Cuma


    "Uyumadan önce aynada kendime baktım, felaketti yüzüm, harap, cansız. O kadar bozulmuştu ki, kendimi tanıyamadım. Yatağa girdim, yorganı başıma çektim, uzun süre sağa sola döndükten sonra yüzümü duvara çevirdim, bacaklarımı bitiştirdim, gözlerimi yumdum, hayallerime daldım. O iplikler ki benim karanlık, gamlı, korkunç ve keyif dolu kaderimi dokuyorlardı. Orada hayat ölümle iç içe giriyor, çarpık görüntüler beliriyordu."

    ''Gökte herkesin bir bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki çok uzakta, karanlık ve pek önemsiz bir şey olmalıdır. Belki de benim hiç yıldızım yok! ''

    26 Mayıs 2011 Perşembe

    Yasaklar ülkesine hoşgeldiniz


    Yeterince açık anlatmak istediklerim.Hepsi bir cümlede saklı.Hissettiklerim,düşündüklerim,endişelerim...

    25 Mayıs 2011 Çarşamba


                       Şekerleri yaktım.Ama gelirsen kahve yaparım sana.
    Tık Tık!!
    Gitme demiyorum, hobi olarak gene git
    Biraz dolaş, hava al, hava ver, ekonomiye can ver
    Köpeğini gezdir mesela, parklar hepimizin
    Elimde senedin var sen kaybedersin.  

    Kutuna gidebilirsin yahut sinemaya
    Hava güzel olacakmış yarın şemsiyeni alma
    Sen yokken ben biraz uyurum, elma soyarım
    Çıkmışken ceketimi de terziye verirsin.

    Gitme demiyorum, hobi olarak gene git
    Saçlarını boyat, ne bileyim balyaj yaptır
    Sahafları dolaş mesela, ucuz oluyormuş 
    Elimde elinin izi var, yıkarım görürsün bak.  

    Suyuma gidebilirsin yahut yoğurt almaya
    Hava sıcak olacakmış yarın öğlene kalma
    Sen yokken ben biraz özlerim, çekirdek yerim 
    Çıkmışken raketimi de servise verirsin 



    Gitme demiyorum sevgilim, hobi olarak gene git 
    Hatta Ayı Yogi olarak git, KOBi olarak git mesela, kredi al 
    Yüzde on büyü, değişiklik olsun. 

    Gitme yani. 
    Bak, hobi lazımsa ben olurum hobi. 
    Gitme
    Bir daha söylemiycem.


    Bahadır Cüneyt Yalçın

    24 Mayıs 2011 Salı

    ''Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki,başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var,anladım,elden geldiğince susmam gerek,elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım.''
    N'aber ?

    23 Mayıs 2011 Pazartesi


    Bunu Zeynep için şey ettim.

    21 Mayıs 2011 Cumartesi

     22 Mayıs günü yani tam da bugün saat 14:00'te Türkiye genelinde bir kez daha onların sesi olabilmek için yürüyoruz.Daha ayrıntılı bilgi için facebook etkinlik sayfası bu :http://www.facebook.com/event.php?eid=208253442532183 facebook kullanmayanlar için : http://oradaolacakmisin.blogspot.com/ . Bu da ekşi sözlük başlığı : http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=22+may%C4%B1s+2011+hayvan+haklar%C4%B1+ihlali+protestosu  Sessiz kalmak daima suça ortak olmaktır.Bu ülkedeki yanlışlıklardan,şikayetçi olduğunuz durumlardan oturduğunuz yerde şikayet etmeniz hiçbir şeyi değiştirmeyecektir.Bir fazla ses,çırpılan fazladan iki el bir şeylerin değişimi açısından atılacak olan çok önemli bir adım.İstanbul,Ankara,İzmir,Antalya,Bursa,Adana,Çanakkale,Eskişehir,Bandırma,Burdur,İskenderun,Kahramanmaraş,Karabük,Malatya,Mersin,Milas,Yalova...Uyuma ve bir suça ortak olma !

    Çay Kuarteti
    Ben seni hiç üzemem
    Papatya çayı yapmak isterim sana
    Sonra portakal çayı
    Füme lapsang souchong çayı
    Ama ben seni hiç üzemem
    Deliririm yalnızca
    Sessizce tek başıma deliririm
    Beni Lape’ye koyarlar
    Koyu türk çayı içerim orada
    yalnızca……
    Lale Müldür
    Yüksek sesle konuşan insanlara karşı hissettiğim şeyin adı sanırım nefret.

    20 Mayıs 2011 Cuma

    31 Mayıs-5 Haziran tarihleri arasında DOCUMENTARİST 2011 İstanbul Belgesel Günleri var.Ben ayarlayabildiklerime gideceğim.Siz de haberdar olun istedim.

    Bir Memur.Bir Film.

     Gişe Memuru Tolga Karaçelik tarafından yazılıp yönetilen bir film.Filmin konusu,filmin sitesinde ise şöyle ifade edilmiş:
    ''Türkiye’de henüz örneği yapılmamış, kendi türünü yaratan “Gişe Memuru”, fantastik psikolojik kara komedi olarak gişede memurluk yapan Kenan’ın hayal ile gerçek arasındaki dünyasını anlatıyor.
    Kenan, sessiz, insanlarla konuşmaktan çok kendi hayal dünyasına dalmayı seçen, bazen de buna engel olamayan, babasıyla oturan 35 yaşında bir gişe memurudur. Tavşancık gişeler bölgesinde görev yapan Kenan, diğer gişe memurlarından çok daha fazla araba geçirmesiyle ve de işini yaparken bazen kendi kendine konuşmasıyla ünlüdür.
    Kenan’ın çocukken annesini kaybetmesinin ardından babasıyla olan ilişkisi gittikçe çözülür ve gerilir. Zaten otomatikleştiği gişesinde, hayal ve gerçek arasındaki çizgi daha da belirsizleşmeye başlar.
    Kenan’ın üç kutudan oluşan ev, servis ve gişe arasında sıkışıp kalmış monoton hayatı, yeni atandığı gişelerde değişecektir.
    BKM Film'in sunduğu bir Mantar Film yapımı olan “Gişe Memuru” filmi, bir otomatikleşmeyi anlatırken, bu otomatikleşme filmin dışında da, günümüzde, nakit gişelerinin kaldırılarak gişe memurlarının yerlerini tamamen OGS ve KGS’lere bırakmasıyla gerçek oluyor.'' 
       Filmin başrol oyuncusu Serkan Ercan'ın Altın portakal'da en iyi erkek oyuncu ödülünü gerçekten hak edecek cinsten bir performans sergilediğini düşünüyorum.Ancak film bende bir kitap uyarlaması izlenimi bıraktı.Hani kitabı okumuşsunuzdur,olayların akışını bilirsiniz ve filmin anlatıcısı siz zaten olayları genel olarak biliyormuşsunuz ve bunların hepsini filme aktaramayacağının bilincindedir ya öyle...Bir eksiklik vardı bence filmde.Kenan karakterinin o buhranlı hallerinin seyirciye çok fazla başarıyla aktarılabildiğini düşünmüyorum.Evet bir rahatsızlık hissi var.Psikolojik bir gerilim katılmak istenmiş.Ama ben nedense o gerginliği,''kara'' komediyi algılayamadım.Kahkaha atan insanlar vardı salonda.Kara komedinin kara kısmı salondaki diğer insanlar üzerinde etkili olamadı bence.Toplumsal anlamda robotlaştırılmış insanlara dair yorum yapmaya müsait bir film olabilir Gişe Memuru,ama bence-en azından benim açımdan-bir şeyler eksik kalmış.Yİne de ''ilk'' film olma açısından oldukça başarılı.Görüntüler şahane.Kadro sağlam.Serkan Ercan çok başarılı.Ama yine de eksik sanki.Gidin görün izleyin orası ayrı.Yine her zamanki gibi küçük salonlardan birinde bulabilirsiniz bu edebiyattan(Yabancı,Aylak Adam,Dönüşüm) izler taşıyan filmi...

    Homofobi Üzerine

    19 Mayıs 2011 Perşembe

     Orijinal filmler ve kitaplar o kadar pahalı ki insanı zorla korsana teşvik ediyorlar kusura bakmasın kimse ama.Sinirlendim.Bir şeyi almak için yüz kere düşünüp ehh dedirtip rafa geri koydurtuyorsunuz.

    18 Mayıs 2011 Çarşamba

    Flickr'dan fotoğrafları yeniden tarayıp koyayım diyerek silen,fotoğrafları bir ay önce dolabına yapıştırdığını unutan insana kısaca Yaprak denir.

    17 Mayıs 2011 Salı

    • İki gündür okuldaki 1.Sosyoloji Öğrencileri Çalıştayı'ndaydım.Bölümüm beni heyecanlandırıyor.Güzel şeyler yapıldığında daha çok...
    • Hakan Günday'ı uzun zamandır okumak istiyordum.Hala okuyamadım.Finallerim başladığında zaten kitap okumaya fırsat bulamıyorum.Az önce maillerde kitapyurdundan gelen sınırlı sayıda mailini gördüm.Hakan Günday sınırlı sayıda Az'ı imzalamış.Bir adet ben aldım son 30 tane daha var.Sevenlerine de duyurayım.
    •  Posta teşkilatımız ölmüş galiba.Faturalardan başka gelen,giden yok.
    • Bir şeyleri tanıtayım,uzun uzun anlatayım istiyorum.Ama ona bile üşeniyorum.Anlatamadığım bir çok tiyatro oyunuyla sezonu kapattım.Ankara'ya Bir Delinin Hatıra Defteri'ni izlemeye gidecektim(k).Mybilet'in azizliğine uğradım(k).
    • Madem mektup gelmiyor.Mail atın bana ara sıra.''Teknolojinin nimetlerinden yararlanmanın vakti geldi.''
    • Birazcık hastayım ama yine de öperim.

    15 Mayıs 2011 Pazar


    Böyle bir gündü bugün.

    14 Mayıs 2011 Cumartesi

                         Böyle görüntülerden oluşan harika bir ''şey'' izledim.
     Yaz gelmişti.Bahar değil yaz.Çünkü sürekli gittikleri kafe artık o enfes limonatasını yeniden yapmaya başlamıştı.Sarı yeşil bir bardak,içinde sarı limonata ve içinde yeşil nane.Sıcak çikolatalı ıslak kek.Tarçınlı havuçlu kek.Fotoğraf karesi.El.Kek.Tavla oynadılar.Kızın şanslı günüydü bugün.Attığı zarlar yüzünü güldürdü.Garip olan her iki taraf da eğlendi.Yenen de,yenilen de...Kız yendi.Üst üste.Bir oyun aldı.İki de mars.Güldüler.Hesap ödendi.Yokuşlardan inildi.Hiç girilmedik sokaklar nefes nefese bıraktı.İstanbul'da yokuş inmek de zordu çıkmak kadar.Kabataş yolunda kızın amcasını gördüler.Köpekli amcasını.Her bir köpeği ayrı ayrı sevdiler.Amca kızı tanıdı.Ablaların ablası dedi.Kız gülümsedi.Kardeşi olmayan bir abla.Gömleklerin ucu köpeğin bakışlarıyla aynı kareye sığdı.Yürüdüler.Polen rüzgarı.Güvercinler aynı kase içinde banyo yapıyor.''İddia oynayalım hadi bugün şanslıyım.'' ''İki liraya otuz lira veriyor.Yemek yer,kitap alırız.'' Gülümsemeler.Tramvayda oturdum mesajı.Bir de gömlek kenarları...

    13 Mayıs 2011 Cuma

    Naçizane

    Kitap Tavsiyesi:Magnus
    Film Tavsiyesi:Confessions

    12 Mayıs 2011 Perşembe

    11 Mayıs 2011 Çarşamba

    Sıkılıyorum.Yüzüme vuran güneş ışığının verdiği huzur sınırlı.Terletiyor.Sıkılıyorum.Trafikte sıkılıp da indiğim yollarda yürüdükçe sıkılıyorum.Okul mutsuz ediyor.Gidip gitmemek aynı.Arkamı dönmek istiyorum.Dönüyorum da.Bir şey yapmak istiyorum.Bir şey.Boş geçiyor günler.Okunan kitapların sayfalarıyla,izlenilen filmlerin saniyeleriyle savaşıyorum.Bu acele niye? Her şey öyle durağan ki bazen yerimde otururken ruhum koşup geri gelsin istiyorum.Depresiflik değil bu.Tatminsizlik.Okul yüzünden.Okulun veremedikleri...Benim alamadıklarım.Almayı başaramadıklarım ya da.Yaşadığı ülkeyi sevemeyen birisinin okulunu sevmesi ne kadar mümkün? Yüzdelik hesaplar,anketler,sorular.Her yerde bir adeletsizlik ve o adaletin parçası olmanı gerektiren durumlar.Sıkılıyorum.Bahar bile mutlu edemiyor.Sen düşün gerisini.

    9 Mayıs 2011 Pazartesi

    5 Mayıs 2011 Perşembe

    Haksızlığa tahammül edemeyen karakter bu ülkede sökmüyor bunu anladım.Sinirden titreyebilen ses tonu diye de bir şey var bir de.İnsanın kendisini yalnız hissetmesi garip.Çokların içinde az olduğumu hissediyorum.Aitlik hissimi kaybettim.

    4 Mayıs 2011 Çarşamba

    Notlarım hiç hoş değil.

    3 Mayıs 2011 Salı


    İşçi Filmleri Festivali'nde bugün Vatandaş Mustafa'yı ve Duvarlar'ı izledik.Her ikisi de çok güzeldi.Ama ben Vatandaş Mustafa adlı belgeseli daha çok sevdim sanırım.Bunda Rize'ye ve genel olarak Karadeniz insanına olan sevgimin payı da vardır elbette.İyi ki o güzellikleri henüz bozulamadan gidip görebildim.Yeniden bozulmamış,korunmuş güzellikleriyle görebilirim umarım.Hepsini değil ama 11 dakikalık başlangıcını bulabildim internetten.Yine de paylaşmak istedim sizinle.Fırtına Vadisi'ne kurulmak istenen HES'i ve bu projeye karşı çıkan ''Vatandaş Mustafa''ların hikayesi idi.Bir diğer belgesel ise Duvarlar'dı.Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla birlikte insanların birbirlerine ördükleri duvarlardı konusu.Ötekileştirme,Türk düşmanlığı gibi konularla ilgili seksen üç dakikalık bir belgeseldi.Beş gün sürecek festivale her gün katılmayı düşünüyorum.Bugün bunlardı.Bakalım yarın neler izleyeceğim.Sevgiler :)

    2 Mayıs 2011 Pazartesi

    İşçi filmleri festivali başladı.Gideceğim.Gittikçe yazacağım.
    Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama çiğ köftenin mutlulukla bir ilgisi olmalı.

    1 Mayıs 2011 Pazar

                                 İşçi ve emekçi bayramınız kutlu olsun !