16 Nisan 2011 Cumartesi

Levent Kazak Haklı.

tTiyatro, ciklet, ve sehven bakan..

tiyatro
tiyatro konusunda hiç gelenekçi olmadım. tiyatronun kutsallığı konusunda abartılı fikirlere sahip değilim. elindeki ayakkabının deliğine üzülen bi ayakkabı tamircisinin kutsallığı neyse, tiyatro da bende odur. türbana hiç karşı olmadım. bu yüzden suçlandım da. siyasi bi sembol olarak da kullanıldığını bildiğim halde, ‘bireysel özgürlük’ ve ‘siyaset’i birbirinden ayrıştıracak hiçbir araç olmadığının da bilincindeydim. ama tiyatro benim alanımdır. yıllardır faal tiyatro yapmadığım halde tiyatro kulislerinde büyüdüm, tiyatro evim oldu. değerli ustalarla çalıştım, onların ağzına baktım, aynı sahneyi paylaştım, yazdım, çizdim, oynadım. gösteri dünyası raconlarını bilirim. bunlar özel tiyatrolarda da, DT’de de aynıdır, kaldı ki dünyada da öyle. pek haz etmediğim, çok ekonomik kullandığım bir kelimedir ‘evrensel’, ama tiyatro evrenseldir. ve çok farklı biçimleri, yolları, dünyaları, dilleri vardır tiyatro anlatımının. tiyatro mekanı o oyunu hazırlayanlarının alanıdır. yazarın, yönetmenin ve en sonunda da oyuncunun. hazırlanan oyun seyirciyi çağırır ve buluşma gerçekleşir. bu buluşmada ev sahibi oyuncudur, seyirci ise misafir. bu komşu misafirliği gibi bir şey değildir, ‘misafir umduğunu değil bulduğunu yer!’ ya da ‘misafire saygıda kusur olmaz!’ gibi durumlar yoktur. Seyircinin beğenmeme, alkışlamama, çekip gitme gibi hakları vardır, bu dürüst bir reaksiyondur. laf bile atabilir. - bizler o atılan laflara cevap vere vere oyuncu olan bi kuşağız - oyun her zaman interaktiftir. direkt ilişki kurulmasa da birbirini dinlersin, o senin sesini dinler, sen onun gülüşlerini ve nefesini. sahnede oynanan oyun seyirciyi güldürmek, mutlu etmek zorunda değildir. oyun eğer oysa, rahatsız da edebilir. bu temasal bir rahatsızlık olabilir ya da oyuncu tarafından seyircinin bizzat gözüne bakarak söylenen bir replik!

ciklet
oyunun sahnelenmesinde yönetmen yabancılaştırma öğeleri kullanmış olabilir. bu öğelerden biri de oyuncunun oyunun dünyasından çıkıp, seyirciyle doğrudan ilişki kurmasıdır. bu modern tiyatroda da kullanılan bir tekniktir. italyan ‘commedia dell’arte’ geleneği, bizim geleneksel meddahımız bu anlatım biçimi üzerine kuruludur. epik tiyatronun kurucusu bertolt brecht buradan beslenmiştir. cem yılmaz’ın gösteride hikayesini anlatırken kalkan bir seyirciye ‘çişin mi geldi?’ diye takılması, öncelikle bir doğaçlama değil, epik bir tekniktir. cem oyunu bozduğu için değil, bir fırsat bulduğu için atar o lafı, gösterinin bir parçasıdır. geri dönersek, oyuncular bu tür sahnelerde seyirciye bakar ve malzeme ararlar, kocasına sarılmış bir kadını, uyuklayan bir adamı, ciklet çiğneyen bir kızı arayıp bulurlar. bu durumdan malzeme çıkarırlar, durumla oynarlar. bu oyunun bir parçasıdır. tiyatroda buluşmanın altında , malzemesi insan olduğundan, büyük bir hoşgörü yatar. eğer seyirci rahatsız olup kalkarsa da, bu onun bileceği iştir, o gider, oyuncu oyununa devam eder. budur. şunu da eklemek isterim, sümeyya hanım kızımızın da kendine göre tripleri, alınganlıkları olabilir, kolay değildir başbakanın kızı olarak yaşamak. tabii bu da onun şahsi bi sorunu olmaktan öteye gitmez. tiyatro binlerce yıldır oradadır. bence hala buraya kadar bir kriz yoktur. asıl kriz bakan günay’ın devreye girmesiyle başlar.

sehven bakan
bir bakanımız var, sanat işlerine filan bakıyor. ciklet olayından sonra çıkıyor ve söz konusu oyuncunun ve de tiyatronun kulağını çekiyor. diyor ki ‘oyununu seyirciye bakmadan oynayacaksın!’ tabii, sayın bakanımız tüm işlerin kendi yaptığı gibi yapıldığını sanıyor. ardından da yapıştırıyor, zaten ‘devlet tiyatroları kapanacak!’.
kendisine doğrudan yolluyorum cümleleri, umarım adresine varır:
sayın bakan,
sizin göreviniz kurumunuzu korumaktır, onu yıpratmak, onu zayıflatmak, onu kapatmak değil. göreviniz, birilerine yaranmak adına, can havliyle, henüz tasarı halinde olan bir fikri nefretle zikretmemek, insanların kafalarında şüpheler doğurmamaktır. göreviniz sanata, tiyatroya saygı duymak, ona itaat etmektir, hakaret etmek değil. oyuncuya oyunculuk dersi vermek değil, özellikle anlamadığınız, yabancısı olduğunuz konularda, ve de yetkilerinizi yanlış anlayarak ahkam kesmemektir göreviniz. oyuncu yönetmeninin yönlendirdiği ve kendi bildiği gibi oynar. kültür bakanı olmak size sahneye burnunuzu sokma hakkı getirmez, siz idarecisiniz, sanatçı değil. sahne yazar, yönetmen ve oyuncuya aittir, madem sehven bakanlık yapıyorsunuz, sizin göreviniz biraz okumak, biraz öğrenmektir. tarihin göz göre göre gömülmesine izin vermek değil, üzerindeki toprakları kaldırmaktır göreviniz. sinemaları kapatmak değil, açmaktır göreviniz. sizden talep edilen bu sanat cellatlığını kabul etmeyip, emekliliğinizi vicdan azabı içinde geçirmemenizi öneririm. kendinize, çevrenize, koltuğunuza ve de sanata sırtınızı dönerek yürüyorsunuz. bir damla saygı atarsanız eğer kenara, kullanırsınız ilerde. levent.

1 yorum:

resimli günlük dedi ki...

Ne eksik ne fazla.Tam olmuş.
özlem