27 Şubat 2011 Pazar

Colin Firth akşam en iyi erkek oyuncu ödülünü almalı bence.
Geoffrey Rush da en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü almalı bence.
En iyi yönetmen ve en iyi görüntü yönetmenliği konusunda emin değilim açıkçası.
Ama The King's Speech filmini sevmemin en önemli nedeni Colin Firth'un başarılı performansıdır.Tıpkı Black Swan filmindeki Natalie Portman'ın etkisi gibi.
Akşam için heyecanlıyım. :)

ben film indiremiyorum.bana anlat.

Emredersin canım.Altta anlattım oraya bakıver bir zahmet.

Her türlü soru itinayla cevaplanır.

torrenttan f,ilmleri nasıl indiriyosun anlatır mısın.

Bittorent programını indir ilk olarak bilgisayarına.Google da aratıp rahatça bulabilirsin.İndirdikten sonra http://torrentz.eu/ adresine istediğin filmi yazıyorsun.Sponsored links başlığı var.Bir de onun altında diğer bir başlık var.Onlardan birine tıkladığına sana başka başka sitelerden torrent adresi veriyor.Yine herhangi birini seçiyorsun ve download this torrent yazar ona tıklayacaksın.Sana bittorent ile açmayı önerecek ekran.Tamamı tıklayacaksın.Bittorent programı ile inecek o.Bittorentın masaüstüne kısayolunu oluşturursan işin kolay olur.Sağ alt köşede yeşil bir simgesi vardır.Ona tıklayarak yüzde kaçının indiğini takip edebilirsin.Türkçe alt yazısı için de http://www.turkcealtyazi.org/ sitesinden istediğin filmi aratıp bulduktan sonra bilgisayarına indiriyorsun.İnen film belgelerim kısmında downloads dosyalarında olur.İndirdiğin alt yazıyının ismini kopyala ve film dosyasının adına yapıştır.Ancak böyle anlatabildim.Biraz uğraş istiyor ama kavrayınca kolaylaşır.Alt yazıyı ekledikten sonra filmi açıp alt yazıda problem var mı diye bakmakta da fayda var.Bazen önden gidebilir yazı mesela.Anlaşılmayan yerler varsa tekrar anlatabilirim.

Her türlü soru itinayla cevaplanır.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Piyasada yirmi liraya olan kitabı yedi liraya alınca elbette çok mutlu oluyorum.
 Black Swan'i izledim bugün.İndirmedim bu defa.Tıpış tıpış gittim ya da gittik.Requiem For A Dream'i izlemiştim.Ama çoğu insanın dediği gibi aa hayatımın filmi filan değildi.Darren Aronofsky'ın The Fountain filmini de merak ediyorum ama Pi gibi onu da izlemedim.Natalie Portman,Black Swan'ı beğenmemin en önemli nedeni sanırım.Filmdeki performansı ile Oscar'ı hakkettiği kanısındayım.Diğer adaylardan yalnızca Blue Valentine 'i izledim.Fakat Portman'ın performansının yanında Michelle Williams'ın performansı sönük kalıyor bence.Black Swan sadece aylarca bale dersi almış olan Natalie Portman'ın performansını görmek,tanık olmak için bile izlenebilecek bir film.Ben çok sevdim.
Selam ben hala mektup arkadaşı arıyorum.Bu da mail adresim yaprak_ataman@hotmail.com. Tercihim hemcinslerim diye belirteyim bir de.Irkçı ve cinsiyetçi gözüktüm ama kısmet :((

25 Şubat 2011 Cuma

Gerçek Bir Diyalogtur

  • Yaprak:Ben yarın sinemaya gideceğim.Yemeğe beklemeyin e mi canlarım.
  • Baba:Hangi filme gideceksin ? Bak şu 127 saat çok güzelmiş.
  • Yaprak:İzledim ki ben onu.
  • Baba:Gerçek bir hikayeymiş.
  • Yaprak: Hee biliyorum.Adamı da gösteriyorlar zaten sonunda.
  • Aradan yarım saat geçer.
  • Babam anneme doğru seslenerek:Eee bu film yeni oynuyor.Bir dakika ya.Sen nereden izledin ki? Korsan mı izledin?
  • Yaprak: Hee indirdim izledim.
  • Babam:İnsan der ki bakın ben ne güzel film indirdim annecim babacım hep birlikte izleyelim.
  • Yaprak: ...
  • Babam: Ne biçim de hoşuma gitmişti film ya.Püf.

24 Şubat 2011 Perşembe

Altı gündür evden çıkmadım.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Arka arkaya roman okuduktan sonra araya bir tane Cehov oyunu sıkıştırarak dinlendiğimi kimseye söylemeyin olur mu ?

Dokuz Öykü

Dokuz Öykü,Salinger'in içinde dokuz tane öyküsü bulunan öykü kitabı.Giriş cümlemin saçmalığını boşverip yazmaya devam ediyorum.Kitapla ilgili olarak söyleyebileceğim ilk şey çevirisinden hiç ama hiç hoşlanmadığım olacak.Coşkun Yerli çevirisini yapmış.Ama içinde  vallahi,kaynana,Allahaısmarladık,Allah aşkına gibi kelimeler geçiyordu.Salinger ve kaynana ne bileyim.Kitaptaki öyküler şöyle:

  • Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün
  • Sarsak Dayı Connecticut'ta
  • Eskimolarla Savaştan Hemen Önce
  • Gülen Adam
  • Teknede
  • Esme İçin-Sevgi ve Sefaletle
  • Yeşil Gözlüm,Al Dudaklım
  • De Daumier-Smith'in Mavi Dönemi
  • Teddy
Ben en çok ilk hikayeyi sevdim.Öyküdeki Seymour Glass karakteri Salinger'in diğer öykü kitaplarında da ki bunlar Franny ve Zoey ile Yükseltin Tavan Krişini,Ustalar-Seymour:Bir Giriş kitapları.Hikayeler birbirinden öyle farklı ki sanki dokuz farklı yazarın öyküsü bir kitapta toplanmış izlenimi uyandırdı bende.Öykülerin ucu açık.Yani belirli bir sonu yok neredeyse çoğunun.Siz istediğiniz sonucu çıkarmakta özgürsünüz.Farklı yorumlamakta da..Esme İçin-Sevgi ve Sefaletle hikayesini diğerlerine göre daha duygusal buldum.Eskimolarla Savaştan Hemen Önce kitabın en basit ve gülümseten öyküsüydü bana göre.Gülen Adam'da Salinger'in yaratıcılığına hayran kaldım.Yeşil Gözlüm,Al Dudaklım'da bir nasıl yani cümlesi kurdum.Teknede hikayesini de sevdim.De Daumier-Smith'in Mavi Dönemi'ni okurken ise gerçekten sıkıldım,sevemedim.Teddy hikayesi ise Salinger'in Zen-Budizm öğretisine inandığını kanıtlayan cinsten enterasan bir öyküydü.On iki sayfalık öyküleri anlatırsam okumak isteyen insanlara saygısızlık etmiş olurum.Spoilersız bu kadar oluyor :) Bunu sırf Larien için yazdım bir de.

Michelle'in ne kadar şanslı olduğunu düşündüm bir an.

22 Şubat 2011 Salı


Bazen bazı şeyleri fazlasıyla garip buluyorum.Örneğin ben dört yaşındayken çekilmiş olan filmi 20 yaşında izliyorum.Ne bileyim.
Paul Auster'in Görünmeyen kitabını ben,sevdim.Yorumum budur.Üşendim.

21 Şubat 2011 Pazartesi

 Kırmızı külotlu çorap.Onu hepiniz giydiniz biliyorum.
  • Bir şey diyeceğim.Çok sıkıldım.Dedim.
  • ''Geçen gün bir çocuk ekledi ben feysten.Tanımıyorum ama kabul ettim.Sonra mesaj attı nasılsın diye.Ben de bu seni hiç ilgilendirmez dedim.Ama -burası daha kısık sesle söylenir-çok yakışıklı bir çocuk.'' bu konuşmaya gün içerisinde toplu taşıma araçlarında,sokaklarda,parklarda,okulunda,sınıfında tanık oluyorsan eğer,yalnız değilsin arkadaşım.
  • Annem bazen sesleniyor.Bakıyorum.Popimi ye diye bağırıyor.Ben de odama geri gidiyorum.
  • 20 yaşındayım.Hala İstiklal'de durup fotoğraf çektirmedim.Durup geriye dönüp baktığım bir fotoğrafım bile yok.Bu eziklikle yaşamakta zorlanıyorum.
  • Kışın yıkanmaya ne kadar üşendiğimi biliyorsunuz değil mi?
  • Hırslarım kitap sayfalarında işliyor.Sapıklık boyutunda,şu sayfa bitmeden tuvalete filan gidemezsin diyorum kendime.Gitmiyorum da.Bir gün altıma..Neyse.
  • Hoppidi hoppidi hoppala demekten çok hoşlanıyorum.
  • İnternet üzerinden ilk kitap alışverişini yaptım.Adıma kargo gelecek çok heyecanlı.Gelecek üç kitap da babamın.Alan da ablam.Ama kargo benim adıma gelecek,olay bu.
  • Gidiyorum şimdii..Şaka yaptım tamam.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Herkesi sevmek zorunda değiliz.İstesek bile hayır,herkesi sevemeyiz.Seviyor gibi yapabiliriz.Kimisi yapabilir.Karşısındaki insan aa beni gerçekten seviyor diyebilir.Buna kendini inandırabilir.Ya da tıpkı sizin gibi inanmış numarası yapabilir.Ben o sıcakkanlı görünümü net olarak çizemiyorum.Karşımdaki insan ondan tam olarak hoşlanmadığımı hissediyor.Bunu ben de biliyorum.Vücut dilim senden hiç hoşlanmıyorum diye bağırırken yüzüme takındığım gülümseme ben sahteyim diye bağııyor.Hadi ama ne kötüsün demeyin.Biliyorum.Nefret ettiğiniz yüzlerce insana ''Günaydın.'' demek zorunda kaldınız.Nasılsın diye sormazsanız ayıp olurdu ve sordunuz.Aldığınız cevap umrunuzda mıydı peki? Elbette hayır.Doğamız gereği bizler bencil canlılarız.Bizler diyorum.İnsanlar hani.Sevdiğimiz insanlar az.Ailemize olan sevgimizden bile zaman zaman şüpheleniyoruz.Edilen kavgalardan sonra içimizden senden nefret ediyorum diyoruz.Sonra geçiyor ve sonra yerini pişmanlık duygusuna bırakıyor.İyi bir insan değilim.Asla iyi bir insan olduğumu iddia etmedim.Sevmediğim insanlara uzlaşmaya çalışacak kadar iyiydim.Uzlaşamadığımı görünce hayatımdan çıkaracak kadar ''iyi''ydim.Yolda gördüğümde mutlu olacağım insanları biliyorum.Kim olduklarını,onları görmekten neden mutlu olacağımı biliyorum.Onları hayatımda tutmak için elimden geleni yapıyorum.Çünkü onlar azlar.Az olan şey değerlidir sonuçta.Bazı insanlar vardır ve birden yok olurlar.Ölmeden,yaşarken.Onların yokluğu size koymaz.Ve bilirsiniz ki o da sizsiz pekala yaşayabilecektir.Ama konuşacaktır.Sorgulayacaktır.Belki hazmedecektir.Belki de edecektir.Konuşacaktır.Sizden kötü bahsedecektir.Biz artık konuşmuyoruz,ama iyidir umarım da diyebilir elbette.Ölen birini kabullenir gibi yanından geçen sizi görse de olmadığınızı kabullenecektir..Bazı insanları sevemiyorum.Denedim.Olmadı.Beni yıprattığını düşündüğüm insanları hayatımdan çıkardım.Annem bile yapma böyle dedi.Hep dedi.Başka başka ortamlardan başka başka insanları tek tek çıkardım hayatımdan.Yüzlerine yapmacık gülümsemektense hiç gülümsememeyi tercih ettim.Bu bir itiraf değil.Ama bir gün olur da bir şeyleri sorgulamaya başlarsam ve acaba dersem bu yazıyı okuyup iyi ki diyeceğim.Bunu biliyorum.Hiç görmediğim insanların varlığıyla,yüzlerine zorla gülümsediğim insanların varlığından daha mutlu oluyorum.Bazıları iyi ki var ve bazıları iyi ki yok.

Çok güzel.Çok.

18 Şubat 2011 Cuma

  • Yıldız Teknik Üniversitesinde Alpay Erdem'in stand up showuna  gittik bugün.Güzeldi.Alpay Erdem candır.
  • Bir kadının hayatta aldığı en büyük risk; Yeni oje sürülmüş parmaklarıyla üstünü giymek zorunda kalmasıdır cümlesinin altına Dylan yazıp paylaşıyorsunuz ya..Neyse.

17 Şubat 2011 Perşembe

Dün iş bulmuştum.Sahafta çalışacaktım.Bugün anlaşmak için gittim.Yerime hemen birisini bulmuşlardı.Üzüldüm.

16 Şubat 2011 Çarşamba

127 Saat filmiyle ilgili hiçbir şey yazmadığımı fark ettim.Film güzel.Ama tahmin edersiniz ki geriyor.
Sensiz gülümseyemem ne güzel bir cümledir.
Heyecanlıyım.

14 Şubat 2011 Pazartesi


Virginia Woolf'un Dalgalar bitti.Bir kitap düşünün;hem şiir,hem tiyatro metni hem de roman olabilmeyi başaran.Dalgalar işte tam da böyle bir kitaptı.İnternette bazı yorumlarda kitabın okuması zor olduğundan bahsedilmişti.Bence okuması zordan çok emek isteyen bir kitap Dalgalar.Öylesine okur gibi okunmuyor.Daha çok sessizlik istiyor insan,daha çok kendini vererek okumak istiyor.Kitapların altını çizerek okumayı sevenlerdenseniz eğer bu kitap sizi o anlamda zorlayabilir ama.Çünkü kitabın her bir cümlesi altının çizilmesini hak edecek cinsten.Okuduğum ilk Woolf kitabıydı.Devamının geleceğini düşünüyorum.
Sevdiğim kadınların çoğunun kendi hayatından vazgeçen kadınlar olduğunu söylemiştim.Sylvia Plath,Tezer Özlü,Nilgün Marmara,Dalida ve Virginia Woolf...Mrs.Dalloway'ı okumak istiyorum.Daha sonra da The Hours filmini izlemek.
Dalgalar'ı okuduktan sonra Bukowski'nin Factotum'unu okudum.Uzun zamandır Bukowski okumak istiyordum.Bir arkadaşım filminden de bahsedince gidip Factotum'u aldım.Kitap biraz problemli oldu.Beşiktaş'ta bir kitapçıdan almış olmama rağmen kitap daha önceden okunmuştu ve ben bunu alırken fark etmedim.Bazı sayfaların kenarları kıvrılmıştı ki ben bundan nefret ediyorum.İnsan bir kağıt parçası filan koyar.Ben kitabı temiz okuyanlardanım sanırım.Altını da çizemiyorum.Aldığım kitapta pilot kalemle tırnak işaretine alınmış yerler vardı.Kitabı sahaftan almış olsam elbette dert etmeyeceğim bunu ama kitapçıdan aldım.Baya baya dükkan yani.Alkım ya da Kabalcı değil onu da belirteyim.Sahaftan almış olsam daha da ucuza almış olurdum.Bir daha asla oradan alışveriş yapmayı düşünmüyorum.Bir müştericilerini ki devamlı müşterileriydim kaybetmiş oldular.Kitaptan bahsedecek olursam kitapta anlatılan Chinaski adlı kahramanın Bukowski'nin kendisi olduğu aşikar.Hedonist yapıda,gamsız,içki ve tembellik seven bu adam hiç bir işte deyim yerindeyse dikiş tutturamıyor.Factotum'un 2005 yılında bir de sinema filmi çekilmiş.Matt Dillon Chinaski rolünde.İndirip izleyeceğim onu da.Merak ve tavsiye ediyorum :) Şimdi de ilk Paul Auster kitabıma başlayacağım:''Görünmeyen''
  • Bugün okula gittim.Öylesine.Aslında öylesine değildi.Ama öylesine olmuş oldu.Neyse.
  • 14 Şubat'a inanan insanlar var ya çok acayip.Ne bileyim.Çiçek filan.Komikli bence.
  • Tramvay kokusu diye bir şey var ve ben o kokuyu hiç özlememişim.
  • Bugün o amca'yı gördüm ben yine.Tramvaydaydım gördüğümde.Sonra hemen inip yanına gittim.Adını öğrendim.Ama burada söylemeyeceğim.O benim için hep o amca.Yanına oturdum.Sohbet ettik uzun uzun yine.Tanıdı beni.Kandilini kutladım.Mutlu oldu.Ben daha çok mutlu oldum.İnsanlar gülümseyen ve şaşkın bakışlarla geçtiler yanımızdan.Kabataş Fındıklı yolunda bir kenarda oturmuş muhabbet eden bir amca,bir kız ve altı köpek görürseniz bilin ki onlar biziz.Bugün beni en çok mutlu eden bu dördüncü maddeydi işte.İyi ki var.O benim hayata olan inancımın timsali olmaya devam ediyor hala...
  • Sevgililer gününü annemle baş başa yemek yiyerek kutladık.Anne en güzel ''sevgi''li bir yerde.Sonra ananeme kandil simidi götürüp elini öptüm,mutlu oldu.O mutlu olunca ben de mutlu oldum.
  • Yazdıklarım ortaokul talebisinin günlüğü tadında farkındayım.Ama ne yapayım dostlar.Bazen böyle hissediyorum.Böyle yazıyorum.Neysse.
  • Maddeli yazı bu kadar dediler.

12 Şubat 2011 Cumartesi

Ağladım.
Kendimi tekrarlayacağım korkusuyla fotoğraf çek(e)miyorum.Öyle bir durum var ne bileyim.Neyse gidip tembelliğime kaldığım yerden devam edeyim en iyisi.

11 Şubat 2011 Cuma

  • Tüm günü evde oturarak geçiriyorum.Neyse ki film filan izliyorum.İnception'ı yeni izledim mesela.Acayip.
  • Tüm günü evde oturarak geçirince ve hava da böyle güzel olunca bünyeme pardon yaş kaç diye sormadan edemiyorum tabi.
  • Gece yaşıyorum.Herkesin uykuda olduğu o sessizliğin hastasıyım.Dörtte yatınca...On iki saat uyuduğumu söylemiştim.
  • Tükettikten sonra su içme isteği uyandıran şeyleri seviyorum.Kızgın kumlardan soğuk sulara atlıyorum.Kötü bir benzetmeydi,tamam kabul ediyorum.
  • Güzel bir haber vermek istiyorum burada.Bakalım az kaldı.
  • Blogları okuyorum.Kendim pek yazamıyorum.Mart ile birlikte kendime gelirim herhalde.Aslında tek sorun akbilimi aylık yapmamış olmam.Mesela.Yapsam böyle olmazdı.Yok ya olurdu yine.
  • Of neyse ben film izleyeyim.Zaten bir şey yemeyeyim diye avuç dolusu ceviz yedim.Aynı şeye denk geldi resmen.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Pembe bulutlardan bahsetmiştim sanıyorum.
  • Ben bugün Pera Müzesi'ne gittim.Gözlerim seni aradı Eylül. =)
  • Frida'nın bizden daha farklı çalışan bir beyni olduğunu düşünüyorum.Yapabileceğim tek yorum bu olur sanırım.
  • Dayanamadım kitap aldım.''Factotum-Bukowski''.Okuduktan sonra bir de izlemeyi düşünüyorum.
  • Bazen aşırı uyuz bir insan olabiliyorum ''o''na karşı.Neden böyle davranıyorum bilmiyorum.Sonra düzeliyorum ama.Ruh hastası olabilirim belki de ya da borderline filan mıyım acaba.Abarttım tamam.
  • Bugün D&R'dan puzzle aldık erkek arkadaşıma.Akşam eve geldiğimde bir artı bir(artı işaretini bulamadım klavyede yea) dergisinin D&R'da satışının durdurulduğunu okudum.Gerekçesi de İstiklal Marşı'na hakaret edilmesiymiş.Tam olarak bir bilgi sahibi olamadım ama.Bakmalı yeniden.
  • Her yeni gün uyandığımda iyi ki bu blogu açmışım da bazı insanları tanımışım diyorum.
  • Lüleburgaz'dan bana mektup gönderen dünyanın en tatlı insanı benim en yakın arkadaşım.Erkek olsaydım kendisine aşık olurdum eminim.
  • Yüksek sesle,bağırarak konuşan insanlardan hoşlanmıyorum.
  • Aslında çoğu insandan hoşlanmıyorum ben.Ama bir hoşlanınca da hep hoşlanıyorum.
  • Tüm sevdiğim kadınlar intihar etmiş olan kadınlar.Çok acayip.
  • Sizi seviyorum ve gidiyorum. :)
  • Bu da sizin için http://www.youtube.com/watch?v=VCeVrSvRQ8E

7 Şubat 2011 Pazartesi

Selam.Saat bese çeyrek var.Hala uyuyamiyorum.
  • Bu günlerde ben yazamıyorum galiba.
  • !f İstanbul'da sadece Atlıkarınca filmine gideceğim sanırım.Deli gibi beklediğim bir o var.Black Swan'ın saatlerini uyduramadım.Olmadı indirir izlerim kafasındayım.Selam ben öğrenciyim.Malum.
  • İzlediğim filmleri,okuduğum kitapları ve önceden gittiğim oyunları şu sıra anlatamıyorum.Fotoğraf paylaşarak işi kurtarmaya çalışıyorum aslında.
  • Aşklı tesadüflü filmden böğ geldi.
  • Günde on iki(12) saat uyuyorum.Bu gereksiz bilgiyi de maddelerime katayım istedim.
  • Nasıl bir beleşçi olduğumu Pera Müzesi'ne çarşamba,İstanbul Modern'e perşembe gitmeyi düşünmemden anlayabilirsiniz bence.
  • Gelen bildirimlerden en güzeli insanların dondurduğunuz anları beğenmesi imiş.Ciddi anlamda seratonin salgılıyorum o anlarda.
  • Hayatımda değer verdiğim insanların çoğu blog aracılığıyla tanımış olduğum insanlar.Hepsini bizim okula almak gibi bir planım olduğundan bahsetmiştim sanıyorum.
  • Madde madde yazıyorum ama hiç güzel olmadı bu defa.
  • Sakin grubu dağılmış.Güzel gruptu.Yazık olmuş.Üzüldüm.
  • İşsiz güçsüz olduğumdan bu maddeleri sonsuza dek uzatabilirim.Tehlikeli.O yüzden gittim.
  • Cidden.

6 Şubat 2011 Pazar

                ''Antenlerin üstünde beyaz bulutlar var.Biliyor musun?''
Ankaralı bir babanın İstanbul'da doğmuş büyümüş kızı olarak,yalnızca Ankara Devlet Tiyatrosunun oyunları için bile Ankara'da yaşayabilirim aslında diye düşünüyorum bazen.Devrik cümlemi seviniz.Ona hor gözle bakmayınız. Birine hor bakmak:Değersiz saymak,değer vermemek(TDK)

5 Şubat 2011 Cumartesi

4 Şubat 2011 Cuma

Ella Fitzgerald - Louis Armstrong "Dream a Little Dream of

...
Sonya:Yaşamdan hoşnut değilsiniz demek?
Astrov:Aslında,seviyorum yaşamayı.Ama bizim bu taşralı,Rus,yerli yaşamımıza dayanamıyorum,tüm benliğimle nefret ediyorum ondan.Kendi kişisel yaşamıma gelince,Tanrı hakkı için,hiçbir iyi şey yok benim yaşamımda.Bilir misiniz,karanlık gecede ormanda yürürken,uzakta bir ışıkçığın parladığını gördüğünüzde,artık ne yorgunluğu,ne karanlıkları,ne de yüzünüze çarpan dalları hissedersiniz...Bu bölgede benim kadar çalışan kimse yok,biliyorsunuz.Yazgım beni yerden yere vurmaktan vazgeçmiyor hiç.Dayanılmaz acılar çekiyorum kimi zaman ve uzakta bir ışıkçığım yok...Kendim için bir şey beklediğim yok artık,insanları da sevmiyorum..Çoktandır sevmiyorum hiç kimseyi...
Sonya:Hiç kimseyi mi ?
Asrtov:Hiç kimseyi.Eski anılarımızın hatırına,dadınıza biraz yakınlık duyuyorum sadece.Köylüler çok tekdüze,gelişmemişler,pislik içinde yüzüyorlar...Aydınlarla da iyi geçinmek çok güç.Yoruyorlar insanı.Bütün o sevimli tanıdıklarımız,çok sığ düşünüyorlar;duyguları çok yüzeysel,burunlarından ötesini gördükleri yok,tek sözcükle aptal hepsi.Kafa yetenekleri biraz daha gelişmiş olanlar ise düpedüz isterikler.İç gözlem ve abes beyin etkinlikleriyle çürümüşler.Ağlayıp sızlarlar bunlar,nefret kusarlar,hezeyan halinde iftira yağdırırlar;insana yan yan yaklaşır,kaş altından bakar ve yaftayı yapıştırırlar ''Hım,bir psikopat!'' Ya da,''Bir laf ebesi bu!'' Alnına nasıl bir yafta yapıştıracaklarını bilemedikleri kişileri de, ''Tuhaf bir adam bu,tuhaf!'' diye nitelerler.Orman seviyorsam,tuhaflıktır bu.Et yemiyorsam,bu da tuhaflıktır...Doğaya,insana dolaysız,temiz,özgür bir yaklaşım kalmamış artık..Kalmamış,vesselam!

Vanya Dayı-ANTON ÇEHOV

3 Şubat 2011 Perşembe

Notos Edebiyat Dergisinin Yaptığı Anket Sonucunda :


Çağdaş Türk Edebiyatında En İyi 40 Şey:
1- Nobel Edebiyat Ödülü’nün Orhan Pamuk’a verilmesi.
2- Nâzım Hikmet.
3- İkinci Yeni.
4- Sait Faik ve Alemdağ’da Var Bir Yılan.
5- Oğuz Atay ve Tutunamayanlar.
6- Varlık Dergisi.
7- Hasan Âli Yücel ve MEB Tercüme Bürosu.
8- Yaşar Kemal.
9- Ahmet Hamdi Tanpınar.
10- 1950 Kuşağı Öykücüleri.
11- Garip Akımı.
12- Can Yayınları.
13- Orhan Pamuk.
14- Yapı Kredi Yayınları.
15- Bilge Karasu.
16- Yeni Dergi ve De Yayınları.
17- Türk Edebiyatını Dışa Açma (TEDA) Projesi.
18- Yusuf Atılgan ve Anayurt Oteli.
19- Edebiyat Dergilerinin Çeşitlilik Kazanması.
20- Enis Batur.
21- İletişim Yayınları.
22- Kitap Ekleri ve Radikal Kitap.
23- Varlık Yayınları.
24- İhsan Oktay Anar.
25- Hasan Ali Toptaş.
26- Metis Yayınları.
27- Memet Fuat.
28- AdamÖykü.
29- Sanal Ortamda Edebiyat.
30- İnce Memed.
31- Kitap Fuarları ve TÜYAP.
32- Orhan Veli Kanık.
33- Edip Cansever.
34- Fazıl Hüsnü Dağlarca.
35- Türkiye’nin Frankfurt Kitap Fuarı’nda Onur Konuğu Olması.
36- Memleketimden İnsan Manzaraları.
37- Murathan Mungan.
38- Nurullah Ataç.
39- Orhan Kemal.
40- Roman Patlaması.

Dolan'a ay Dolan'a.Dolan'a gün Dolan'a diye espri yaptığım için utanıyorum aslında.

2 Şubat 2011 Çarşamba

İzlediğim filmleri,okuduğum kitapları,sevdiğim müzik gruplarını facebookta beğenmekten vazgeçmeliyim.Vazgeçtim.(Yapma bunu Yaprak.Daha da uyuşturma beynini.Hatta şu bilgisayarı da kapat artık.Seni aptal kız!)
 Sormuştum kitapları nasıl ve nereden almayı tercih ediyorsunuz diye.Bununla ilgili bir şeyler yazmak istiyordum.Alnımdaki iki çizik nedeniyle evden çıkmamayı tercih ettiğim ve sıkıldığım bugüne saklamış olmalıyım.Öncelikle Türkiye'de okuma oranlarının azlığının önemli nedenlerinden birinin alım gücünün olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum.Sorduğum soruda cevapların çoğu da sahafları diye yanıt vermişti.Sahafları tercih etmede yaşanmışlık hissini seviyor oluşumuz önemli bir etken elbette ama fiyatların uygunluğu da aşikar.Örneğin dün bir sürü kitap aldık ve hepsini sahaflardan aldık.Eve gelip gerçek fiyatlarla karşılaştırdığımda elli liraya yakın karda olduğumuzu anladım.İnsanları korsana teşvik eden bir ülkede yaşıyoruz bence.Bir kitap aldığınızda elinizdeki fişteki kdv kısmı o kadar da küçümsenecek bir sayı değil inanın bana.Ben halk okusun da gerekirse korsan tezgahtan beş lira versin alsın okusun kafasındayım açıkçası.Yazara gitmiyor bu para,yayınevi ne yapsın serzenişlerine de hak veriyorum.Ama zar zor geçinen bir insan için beş lira değerindeki bir kitabın ''gereksizliği'' ve ''lüks'' sınıfına girmesi şaşırılacak bir şey değil.Şaşırılacak olan ise ''ekmek bulamayan'ın ''ıphone'' bulabilmesi belki de.Lüks kavramımız çok ilginç..Her neyse..Dün gece yarısı biten ''Sinestezya'' kitabını anlatacaktım.O zaman hop yeni paragraf gelsin.
  April yayınlarını seviyorum.Olasılıksız,Empati,60 yıl Sonra,Son 18 Saniye,Hipnozcu yayınevinin okuduğum kitaplarındandı.Sinestezya da aralarına katılmış oldu.Rafta daha Tesla'nın Kutusu,Son Nefes ve Yapboz var.Sinestezyanın anlamı duyuların birleşmesi.Sinestezya hastaları için bir a harfi mor olabilir,ya da bayan.Ya da 7 erkektir,8 ise kadın.Ayların renkleri vardır.Seslerin ise görüntüsü.Kahramanımız Noel de bir sinestezik.Çılgın bir hafızası var Noel'in,bir de alzheimer hastası bir annesi.Noel'in yolu Norval,Sam ve JJ ile karşılaşıyor ve hepsi Noel'in annesinin alzheimerına bir çare aramak konusunda yardım ediyorlar.Konusu bir kaç cümle ile özetleniyor olabilir ama okuması en keyifli romanlardan biri Sinestezya.Bir kere okurken bir sürü bilimsel şey öğrenebiliyorsunuz,Noel'in sinestezyalarına tanık oluyorsunuz ve değişik şekilde kurgulanmış bu romanı tıpkı bir sinestezyanın içindeymişçesine izler gibi okuyorsunuz.Okumak için bir yerlere not düşürülmeyi hakeden bir kitap Sinestezya.Her insanın doğarken bu yeteneğe sahip olduğunu ama zamanla bu yeteneğin yok olduğunu söylüyor romanın bir yerinde Noel.Benim için sayıların tıpkı bir sinestezik gibi anlamı var.0 beyazdı ve doğurgan.1 ve 2 kardeş,2 ile 3 evli şeklinde 10 a kadar gidiyorlar.Sinestezik olduğumu sanmıyorum.Ya da belki Noel'in dediği gibi var olan yeteneğini kaybedenler biriyim ben de kimbilir :)
Hayat çok garip.Bir dakika içerisinde sona erebiliyor.Kimi zaman bekliyorsunuz yavaş yavaş size geleceği günü,kimi zaman ise bir dakika içerisinde olup bitebiliyor.Geçen gün yazdıklarımdan sonra Defne Joy Foster'in ölüm haberini duyarak uyanmam daha da garip hissettirdi bana.Söylenen sözler gerçek bir anlam taşıyordu.Yarın ne olacağımız gerçekten belli değil.Hatta yarını da geçtim beş dakika içerisinde ayrılabiiyorsunuz bu dünyadan.İyi beslenmek ve iyi genler bir yere kadar götürüyor sizi.İster istemez bir yerden sonra kader diyor insan.Olacağı varmış da olmuş derler ya tıpkı öyle.Ben dayımı kaybettiğimde küçüktüm ve anlamamıştım.Ama geçen sene bu zamanlar canım kedimiz ameliyat olmuştu ve kanser hastasıydı.Yavaş yavaş ölüme gidişini izliyorduk ve elimizden bir şey gelmiyordu.Gelmedi de..Annemin çığlıklarına uyandım.Bakmadım,bakamadım ona..Onu öyle hatırlamak istemedim..Bu yaşadığım en büyük acıydı.Hep Allah bana başka sevdiklerimin acısını yaşatmasın diye dua ettim o günden sonra..Biri ölecekse en erken ben öleyim..O acıyla yüzleştirme beni yeter ki diye..Allah kimseye sevdiklerinin acısını göstermesin..Kötü uyandım.Oysa ki dün gece kitabımı bitirmiştim.Yarın anlatırım blogta diye heyecanlıydım.Ama enerjim kalmadı..Her şey çok garip.Mutlu olduğumuz anlar dünyanın renkleri hep canlı,ama hüzün gelip yanıbaşımıza oturduğumuzda grileşiyor her yer..Sinestezya çok güzel bir kitap.Kitaplar güzel..Aileler,evlatlar,arkadaşlar ve sevgililer güzel..

1 Şubat 2011 Salı

  • Biutuful'a gitmek istiyorum.
  • Marat-sade oyununa gitmek istiyorum.
  • !F İstanbul için bir an önce biletimi almak istiyorum.
  • Kalan üç sınavım da okunsun istiyorum.
  • Bir de ayaklarım iki kat çorap ve terliğe rağmen üşümeye devam etmesin istiyorum.
Bunu yazdıktan beş dakika sonra siteye bir baktım hoca okumuş sınavı ehe.Kaldı iki.
Bugün güzel bir gündü.Günü güzel kılan biri vardı.Yanında da kulağında yeni aldığı çalar saat şeklindeki küpeleri olan bir kız.Aslıhan'a gitti onlar.Kitap aldı onlar.Sıtkı amcanın sohbetiyle ısındılar.Sıtkı amcadan Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü aldı çocuk.Saat..Saatler..Birlikte geçen güzel saatler..Yürüdüler..Hep yürürdü onlar..Taksim'den Sirkeci'ye yürüdüler.Eminönü'nde akvaryumların içinde dans eden mercanlara baktılar.Yürüdüler..Yürüdüler..Poşetler vardı ellerinde.Poşetlerde hediye edilmeyi bekleyen kitaplar vardı.Kız babasına kitap aldı,çocuk ablasına..Otobüste dinlendiler.Sonra yine yürüdüler.Alınması gereken bir kitap daha vardı..Çocuk ablasının okumak istediği kitapları yazmış,tek tek hepsini sorup almıştı..Son kitap da bulundu..Kız rafların karşısında kaldı..''Bunu alsam mı?'' dedi..Çocuk kitabı raftan çıkardı,kasaya gitti.Aldığı kitabı ona uzattı gülümsemesi ile birlikte..Kız kitaba baktı..''Virginia Woolf-Dalgalar''..Dışarıdaki mor bulutları,makinesi yanında olmadığı için donduramadı kız..Üzüldü.Çocuk ''Yine olacaklar.Üzülme sen.''dedi.Gülümsedi kız..''Bugün yeterince pembe bulut gördüm zaten'' dedi içinden..