31 Aralık 2011 Cumartesi

''İnsanlar sayılara anlam yüklüyorlar.1 ocak'a örneğin.Benim için hiçbir şey ifade etmiyor.Milad olarak 1 0cak'ı saymak çok saçma.''
 Bundan tam bir yıl önce bulutların üstünde gezinirken bloga bir iki şey yazmıştım.Şimdi ise diş apsem ve dünden kalan göz makyajımla bu cümleleri yazıyorum.Özet geçecek olursam çok mutlu hissetmiyorum.En basitinden yeni yılı on beş sınavla karşılıyor olmak istemezdim.Özellikle kalma olasılığımın en fazla olduğu dersin sınavıyla 2 ocakta uğraşmak hiç istemezdim.Geçen yıl 1 ocak tarihinde sahip olduğum güç damarlarımdaki o kanda mevcuttu.Nutellalı ekmek yerken süt içmiş,Arka Sıradakiler izlemiş ve gülmüştük.Kalbin atma sesiyle uyanmanın nasıl bir şey olduğunu 2011'in ilk saatlerinde öğrenmiştim.

25 Aralık 2011 Pazar

23 Aralık 2011 Cuma

     Nefes alamadığım bir süreç oldu.Ama şimdi iyiyim.Alamadığım nefesler pembe kabarcıklar olarak bana geri döndü.Pembe kabarcıklarımın adını zona koymuşlar.Emile Zola gibi.

13 Aralık 2011 Salı

Nefes alamıyorum.Geçsin.Lütfen.

10 Aralık 2011 Cumartesi


  • Dün Çin Masalı denilen akrobasi gösterisine gittik birlikte.Biletler ikimize de hediye idi.Yaş seviyesinin 6 olduğunu söylemeliyim.Eğlendik mi, evet eğlendik.Beyin yıkama müziğini andıran müzikleri ile beynimizi ele geçirmiş olsalar da sevimli insanlar Çinliler.
  • Sunumum dündü ve tüm gerginliğime rağmen iyi geçti sanki.Sunum sonunda dağlar kızı Heidi gibi iki yanağım al al şekilde yerime geçtim.Hayatımdaki en güzel iyi ki'lerden biri yan dal yapmam oldu.Etrafımdaki insanların, ''Bu bölüm sana gerçekten bir şey katıyor.'' yorumları daha da mutlu ediyor.Yüzümün kara çıkmaması en önemlisi.Kısmet.
  • Bir ara delirmiş ve dil eksikliğimle ilgili buraya da kusmuştum.İmdadıma koştu yine.Çantasından kitaplar çıkarıp bunlar senin ödevin yap, kontrol edeceğim dedi.Oturup onları yapacağım şimdi.
  • Böyle işte.Öperim.

3 Aralık 2011 Cumartesi

   Aynı şarkıyı binlerce defa dinleme yeteneğine sahibim.Sömürüyorum.Garip olan sıkılmamam.Daha sonrasında da dinleyecek sevgiyi içimde barındırmam.Tramvayda cam kenarı en sevdiğim.Giderken sağ,dönerken sol.Her defasında Nuri Amca'yı görüyorum.Bazı insanlar güzel diyorum.Hayvanseven bir insandan zarar gelmez diye geçiriyorum aklımdan.Omzuna oturttuğu kedisini bu defa koltuğuna oturtmuş adamı görüp gülümsüyorum.Bazen yollarda gülümsememi dizginleyemiyorum.İnsanlar yüzüme bakıp aptal olduğumu düşünüyorlar muhtemelen.Oysa ki otobüste kendisine akbilini veren gence yüksek sesle Allah senden razı olsun diyip sırtını sıvazlayan amcaya gülümsüyorum ben.Kimse neden salak salak gülümsediğimi anlamıyor.Oradan bakınca Pollyanna'ya mı benziyorum? Değilim aslında.Ama bir mutluluk oyunu var.Ve inanın oynaması o kadar da zor değil.Sevmediğim şeyler yok değil.Ama sağlıklı bir şekilde uyandığın bir haftasonunda iyi ki diyebilmek daha kolay.Güzel şarkılar var.Güzel filmler de...Ve içinde yazılı güzel cümleler olan harika kitaplar var.Onları yaratan güzel insanlar.Bulutsuz açık havalar...Kedi uyuyor.Su kaynıyor.Çevrilen sayfalar...Yenilenen şarkılar...Gülümseyince oluşan kıvrımlar da var.

Kapıyı açasım yok.Dışarı çıkasım da.

2 Aralık 2011 Cuma

Oy ben nedem nasıl edem,başım alıp nere gidem.

1 Aralık 2011 Perşembe


Düğün şarkımı buldum.

30 Kasım 2011 Çarşamba

  • Güneşli sonbahar günlerinde dünyayı kurtarabilirim bence.Kuduz aşısı olduğumdan beri sadece Nuri  Amca'nın köpeklerini sevebilmiştim.Bu sabah iki tane çirkinin kafasını okşayarak hem kendimi hem onları ödüllendirdim-Tramvay
  • Yine otobüsteyim.Defterimi evde unutmuşum,telefona yazıyorum.Çantamda fotoğrafların olduğu cd var.Çok heyecanlıyım.Bir de cuma günü sunum yapacağım.Tiyatro eleştirisi dersinde tek başıma kürsüye çıkıp liberal feminizmi anlatacağım.Bunu ben istedim.Gerginliğimi üzerimden atmak için kendime yeni bir şey aldım.Bir de posta kartı.Amerika'ya hiç tanımadığım bir kıza gönderilecek bir adet kart.Hayatım bazen mavi montum bazen de kahverengi montum gibi.Arkamda oturan kızın babası annesini dövüyormuş.Kız ''Keşke ölse.Ama daha genç.Hastalanıp ölse keşke.'' dedi.Kim bilir kaç farklı hayat var bu otobüste? -Otobüs

sonbahar

Untitled by yaprak_ataman
Untitled, a photo by yaprak_ataman on Flickr.

Geldi.

İki makara fotoğraf var.Sosyal paylaşımlara dağıtıyorum.

28 Kasım 2011 Pazartesi

27 Kasım 2011 Pazar

24 Kasım 2011-Tramvay


Sınava gidiyorsun.Hava güzel.Bir adamın omzuna bir kedinin oturduğunu görüyorsun.Kedi,daldaki kuşu izliyor.Sanki birazdan bir fabl doğacak.


25 Kasım 2011-Otobüs


110'dayım.Soldan cam kenarında.Trafik var.Elimde de kitap.Midem boş.Karnım aç.Hafif midem bulanıyor.Zor yazıyorum.Çok çişim var.Tanrı bazen bizi çişimizi tutmakla sınıyor olmalı.Yaklaşık iki saat sonra oyun var.Ama benim hala çişim var ve karnım da aç.Elimdeki poşette-kitabı çantaya koydum-hardal rengi bir kazak var.Hardal.Karnım çok aç.


27 Kasım 2011-Ev 02.11


Yatağımda üşümüş,ayaklarımı kendime çekmiş,yazılmış en güzel kitaplardan birini okuyorum.Odamın kapısı açık.İçeri geçip,yatağıma çıkıyor.Yavaş yavaş yaklaşıyor.Pek sık yaptığı bir şey değil bu şaşırıyorum.Yorganımı kaldırıyorum.Yavaş yavaş ilerleyip ayağıma oturuyor.Saatlerdir üşüyen ayaklarım bir iki saniyede ısınıveriyor.Yorganı kaldırdığımda kocaman olmuş simsiyah gözleriyle karşılaşıyorum.Bıyıkları çıplak ayaklarıma değiyor.Hayatımın en mutlu anlarından biri şu an.


27 Kasım 2011 13.05


''Hangimiz yaşamadık,savruluşların sonunda bir yerde bizi bekleyen ismimize düzenlenmiş kimlik arayışını? ''

23 Kasım 2011 Çarşamba

sylvia
Ayrı bir evim olsun istiyorum.Şu sıralar tek istediğim bu.Tek ihtiyacım olan bu.Biraz yalnız kalmak istiyorum.Ama kendimle değil.

16 Kasım 2011 Çarşamba

 951.kaydımmış bu benim.Adresimi değiştirmemle birlikte daha düzgün şeyler yazacağımı düşünenlere buradan el sallıyorum.Günlerim bir o sınava girmekle bir bu sınava girmekle geçiyor.Bugün ilk tiyatro eleştirimi yazmış bulunuyorum arkadaşlar.Çok yapısalcı bir bakışla yazamadığım için alacağım nottan pek umutlu değilim.Fekat mavi gözlü hocama yandal öğrencisi olduğumu belirttiğim için kendisinin kağıdımı anlayışla karşılayacağını umuyorum.(!). Şu sıralar şekerim hep düşük.Biliyorsunuz bu bahanelerle pastahane yolları aşındırıyorum.Ama kendimi tuttum.Dedim ''Yaprak yapma.Sonra arkası kesilmiyor.İçine sığamadığın pantolonlarla bakışma yeniden.'' ve direk eve geldim.Ayrıca bugün okulda çiğköfte satıldı.Prensip sahibi bir çiğköftesever olarak Çiğköftem'e ihanet etmedim.Ama onda da bir aklım kaldı.
 Aklımda kalan bir diğer şey de okuyamadığım kitaplar.Sınavlardı,okul yoğunluğuydu derken aylardır elimdeki kitabı bitiremedim.Bu arada Dorian Gray'in Portresi yıllarca sansürlü şekilde yayınlanmış.Yeni basımlar sansürsüz olacakmış.Benim okuduğum da sansürlü mü çok merak ediyorum.Eskiden burada hep kitaptı,filmdi tanıtıyordum.Sonra nedense bundan rahatsız oldum.Ama sonra gittiğim oyunlara sıcağı sıcağına yazdığım eleştirilerin benim açımdan da iyi olacağına karar verdim.Yakınlarda gideceğim oyunu anlatmaya çalışacağım.Sırf kendim için yani.Böyle işte.197 kişiden biri isen umarım güzel bir gün geçirmişsindir sevgili izleyici/okuyucu.Buradan hep birilerine seslenme ihtiyacı duyuyormuşum gibi oluyor.Ne bileyim.Neyse,sonuçta kendi ismini görünce canı yaprak sarma isteyen bir insanım ben.Çok ciddiye almayın beni yani.
Hanımlar beyler! Adresin ismini değiştirmiş bulunmaktayım.Haberiniz ola.

14 Kasım 2011 Pazartesi

Untitled by yaprak_ataman
 a photo by yaprak_ataman on Flickr.

''Derin bir soluk almak gerekiyor. Okumadığım kitaplar bekliyor beni. Yeni işler, yeni düşünceler, yeni sözcükler...'' Memet Baydur
  • Yanan masa lambaları.Fosforlu kalemler.Mide bulantıları.Asık suratlar.Soğuk eller.
  • Madde madde yazmayalı ne çok oldu.Hiç içimden gelmiyor.Sevimsizleşiyorum bence ben.
  • Tüyap'a gitmedim mesela.İstemedim.Zaten param da yok.
  • Sınav dönemlerimde çok huysuz oluyorum.
  • Bugün yeni yıkanmış çantama bulaşmak suretiyle üzerime kuş sıçtı.
  • Ayrıca kışın yıkanmak çok zor geliyor.
  • Neyse.

9 Kasım 2011 Çarşamba

8 Kasım 2011 Salı

''...Seni sevince her şiiri
  Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.''
                                                   Didem MADAK

Şimdi Hayaller:

Çünkü.

7 Kasım 2011 Pazartesi

7 kasım ikibinonbir.Hayatımdaki en garip gündün sanırım.Eve dönerken gülümsüyor olmamın nedeni,içinde uzun zamandır alınmak istenen kitabın ve defterin olduğu poşet değildi.Devrik cümleleri boşver.Yine çay var.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Yazısız olarak paylaştığım bu resmi şimdi yeniden,bu defa bir iki cümleyle paylaşıyorum.Adı kurban olan bir şey benim için pek de bayram değil açıkçası.En azından şeker bayramında yüzlerce Ece çikolatası yiyorum.Adıyla uyumlu oluyor.Kurban bayramlarını sevmiyorum.Her neyse.''Bayram'' sonrasında on beş tane sınavım var.15.Biraz kulağıma garip geliyor açıkçası.Okumam gereken binlerce şey var.Ben işe en sevdiğim şey olan notları temize çekmekle başladım.Çay var.Çok güzel müziklerim var.Öyle işte.Bu da çalanlardan bak :BU

3 Kasım 2011 Perşembe

Bayıldım.Anında duvar kağıdım yaptım.

1 Kasım 2011 Salı

Mini




Yani elbette ilk makaramdan harikalar beklemiyordum.Annemin usulca beğenmedim demesine de sessizliğimle cevap verdim.Ne var ya öğreniyoruz.Alllaa alllaaa

29 Ekim 2011 Cumartesi

Bir de her şey iyiyken bile kendi kendimi yemek konusunda üstüme yok.Bok var sorguluyorsun her şeyi.
Keşke duvarları daha kalın örseler.Yan dairedeki kızın özel hayatına az önce tüm ayrıntılarıyla tanık oldum.Bu yetmezmiş gibi şimdi çift olarak yaptıkları KuzeyGüney muhabbetine maruz kalıyorum.OF.

23 Ekim 2011 Pazar

Buradan da duyuralım Anadolu yakasinda yarin Optimum'un onunden 07.00-18.00, Fenerbahçe stadyumu Migros onunden 19.00-21.00 arasi yardim toplanacak.Bununla birlikte Şişli Belediyesi yardımları evden alıyor.MNG kargo Van'a gidecek yardımlar için kargo almamakta 444 06 06.
"İnsan türü son sürat evrimsel bir çıkmaz sokağa doğru gidiyor. Gezegeni yok ediyoruz ve yaptığımız herşey hayvanları öldürüyor. Ahlâki pusulamızı kaybettik. Etik ve merhamet/şefkat yerine güç ve çıkar terimleriyle düşünüyoruz. Hayata hürmet duygumuz kalmadı, doğayla aramızda bir bağ kurma hissi kalmadı. Tanrı’nın herşeyi bizim için yarattığına inanıyoruz, ona benzer şekilde yaratıldığımıza inanıyoruz. Kendimizi geniş bir biyotoplumun yurttaşları olarak değil, doğanın fatihleri olarak görüyoruz. Ekosistemleri sürdürmede insan olmayan hayat formlarının önemine dair hiçbir fikrimiz yok. Hayvanlara yaptığımız şeyi aslında kendimize yaptığımızı idrak edemiyoruz. Ve bütün bunlar olurken, türümüzün karşı karşıya kaldığı en büyük meydan okumaya rağmen eğlence dünyasının fantezi diyarlarında yaşıyor, film yıldızlarının estetik makyajları ya da cinsel hayatlarıyla ilgileniyoruz. Ben hayvanlara yönelik bir hürmet duygusunu savunarak insanın ahlâki evrimini geliştirdiğimize inanıyorum."

Dr. Steve Best

18 Ekim 2011 Salı

 Yine bir -mem gerek akşamı.Dün Midnight in Paris'i izledik ve bayıldık.Yine izlenilmeyi bekleyen bir sürü film var.Sıra gelir mi bilmiyorum.Öss maratonuma geri dönmüş gibiyim.Koşturuyorum.Hep bir şeylere yetişmeye çalışıyorum sanki.Yetişememekten korkmam da cabası.Üç adet oyun var mesela yarına okumam gereken.Üç adet Melih Cevdet Anday oyunu.Bir de Platon'un Kritias'ı var okumam gereken.Bir de kitabımın son seksen sayfası.''He he benim kitabım az önce bitti ki.'' diyerek benimle eğlenen bir adam var bir de.Neyse iyi ki var.Gidip günün üçüncü kahvesini içerek ellerimi ısıtacağım.Çünkü ellerim ancak böyle ısınıyor.O yokken.Bu kırılganlıklar,bu duygusallıklar hep havadan,hep.

15 Ekim 2011 Cumartesi

Merhaba.
Sokakta kestane gibi cherry domates satacağım.Karton kesede.Yanında da bir paket tuz.

11 Ekim 2011 Salı

 Bu yazıyı arkasında dört kişilik yazan bir paket şehriyeli tavuk çorbasınının tamamını içtikten sonra yazıyorum.Biraz limon ve karabiber ile harika bir hasta çorbası oluyor.Hasta çorbası içmek için hasta olmayı beklemem.Mesela o çorbayı içerken burnum akmaya başlıyor.Bu da demektir ki açılıyor.Yeterince iğrençleştim.Bu yüzden yeni bir paragrafa başlamamın zamanı geldi demektir.
 Yapmam gerekle başlayıp,biten cümlelerimin arkası kesilmiyor.Mesela şu anda,bulaşıkları yıkamam gerek.Sofrayı kaldırmam gerek gibi gereklilik bildiren cümleler kurabilirim.Cümleleri kurduğumuz anda hop diye gerçekleşse ne kadar harika olurdu değil mi? Aslında camı kapasam iyi olur gibi daha yumuşak cümleler de kurabilirim.Her neyse,aslında benim yarın için bir şeyler okumam gerekiyordu.Ama yarın okulumuza başbakan insanı geliyormuş.Bence okula gitmemek en iyi tercih olur.Hem anne,baba ve kedi üçlüm gelecek yarın.Islak burun özlemimi kelimelere dökemem.Sonracığıma mesela kitapları yarım bırakmaktan hoşlanmayan ben,dün okuduğum kitabı yarım bırakmaya karar vererek radikal bir karar aldım dostlarım.Bir de kütüphane üyeliğim,''Ama bu kitap benim olmalı;bitince rafıma koyabilmeliyim.'' bakışım yüzünden biraz sarsıntıya uğradıysa da ödev olarak okuduğum oyunları en azından oradan almaya karar verdim.Blogun günlük şeklinde yazılmış olduğunu fark etmişsindir sanırım.Sonracığıma okul iyi gidiyor.Shakespeare'in aslında o sandığınız romantik adam olmadığını öğrendim mesela.İmge olaylarını istediğimiz şekilde algılıyoruz.Öğrenince de oha diyoruz.Yani şahsen ben dedim.Asiye Nasıl Kurtulur diye sorduktan kısa bir süre sonra bir gazetede kurtarılamayan Asiye'yi görüyorum.Üzülmekten farklı bir şey hissediyorum.Adını koyamıyorum.
  Filmekimi'ne isyan edip,filmleri indiriyorum.Çünkü bu ülkedeki adaletsizlik her yerde kendini gösteriyor.Bir gişe kuyruğunda bile.Kimisi ''para''sını konuşturuyor.Kimisi de dizlerini.İndiriyor,izliyorum valla.Burada indirme olayını anlattım hep ama online izleyebileceğiniz de dolu site var tabi.Toast filmini izledik en son.Filmekimi'nde de oynamaktaydı.Güzeldi bence.Mutfak olaylarına düşkünseniz hele çok seveceğinize eminim.He bir de deli kadın Helena Bonham Carter da oynamakta filmde.Keyifli.Neyse ben üşüdüm.Gidip camı kapatıp,bulaşıkları yıkasam iyi olacak.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Kütüphaneler güzel yerler.Ödünç alınabilenler hele daha da güzeller.Alıp bana ait olmasını isteme bencilliğim çok fazla evet.Ama parasız günlerde keşfedince bir maden bulmuşçasına seviniyor insan.

4 Ekim 2011 Salı

 Yoğunluk yoğunluk diye yırtınıyordum ben di mi ? Heh,tamam oldu o zaman.Hayır hala şikayetçi değilim.Birinden çıkıp,diğerine koşturduğum derslerden dolayı mutluyum.Yaşasın bir şey öğrendim oley be diye çıktığım derslerden mutluyum.Sanki diğer bölüm arkadaşlarımdan bazıları benden pek hoşlanmadı ama n'apayım zaten genel olarak çok sevilen bir tip değilim.Eskiden olsa üzülürdüm belki.Bir sürü okumam gereken kitap,fotokopi var.Her hafta yaklaşık üç kitap okumamız gerekiyor.Severek isteyerek gidiyorum artık okula.Kendi bölümüm de bu dönem memnun ediyor beni.Güzel bir kitaptan,güzel bir konu seçtim.Konuma iyi hazırlanmam için iki tane Türkan Şoray filmi izlemem gerekiyor mesela.Bilemiyorum,güzel bunlar.Tam da böyle bir şeyler bekliyordum hep.Patiklerim ve çorba kasemle koltuğa gömülüp Shakespeare'in Fırtına'sını okumam gerek.He bir de bugün Nuri Amca'yı gördüm.Tramvay camından bakıp gülümsedim.

1 Ekim 2011 Cumartesi

29 Eylül 2011 Perşembe

Kestim kara saçlarımı der Gülten Akın.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Bir grup kitabın önünde hayal kurmuşluğum vardı.Bugün gerçek oldu.Sonbahar tam anlamıyla belki şimdi geliyor ve ben siyah bulutlara bakarken,ışığı yakmadan karanlıkta oturup gülümsüyorum.

27 Eylül 2011 Salı

HOLEEY

Çok uzun zamandır burada bu güzel haberi vermenin hayalini kuruyordum.Artık olduğuna da göre gönül rahatlığıyla bunu burada paylaşabilirim.Yandal başvurum kabul edildi.Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümü ile yandal yapmaktayım.Bezelye yemeği yaparak bunu kutluyorum.:)

25 Eylül 2011 Pazar

Şu hayattaki en güzel mutluluklardan biri yanında utanmadan üç kuruşun hesabını yapabileceğiniz insanların olması.Çünkü hayat pahalı.Dürüst ve samimi olmak ise bedava.

ütopyalar güzeldir.

24 Eylül 2011 Cumartesi

SAĞ ALT KÖŞE
  • Ben bugün en çok sevdiklerime kırıldığımı,alttan aldıkça her zaman tepenize çıkılacağını,ne kadar kırılsam da gurursuzun teki olduğumu,
  • Vapura binmeyi sevdiğimi,dışarıda oturmayı daha çok sevdiğimi,
  • Islak kek,tiramisu ve limonata gurmesi olmak istediğimi,hatta bununla ilgili bir blog hesabı açmayı düşündüğümü,
  • Gürültülü mekanları az sevdiğimi,bağırarak konuşarak eğlendiğini sanan insanların olduğu mekanları hiç sevmediğimi,
  • Kitap fiyatlarını fazla bulduğumu,
  • Vapurla yolculuk edebilecek bir şehirde yaşadığım için şanslı olduğumu,
  • Karşı yakayı çok az bildiğimi,
  • Saçlarımı istediğim gibi kestirince mutlu olduğumu,
Anladım.

22 Eylül 2011 Perşembe

Fonda bu çalsın istedim.


 Ara kafe güzel bir yermiş.Ama bir makarnanın yirmi lira olduğu bir yere sempati duyamıyorum.Islak kekin getirildiği tabağın dibine süt dökme olayını da sevmedim.
 Bienal'e gidin.Ama girişten beş lira verip kitabını alın.Anlayarak gezin.
 Söyleyeceklerim bu kadardı.He bir de,bazı ufak şeyler çok güzel.

19 Eylül 2011 Pazartesi

 Yarın okulum açılıyor.Salı günü okul mu açılır dedin sevgili okuyan biliyorum.Ama ilk pazartesi ders olmaz bunu sen de biliyorsun.Zaman çok hızlı geçiyor.Su gibi geçti.Ya da rüzgar.Doğal bir olay gibi,ama değil de...En sevdiğim ay olduğunu düşündüğüm eylül ayı bile bitti bitecek.İster istemez ağzımdan bir oha kelimesi çıkıyor.EKİM.Tatile çıkıyorum hohoy diye yazıyorsun.Sonra tatil bitti diye.Kendimi okula hazır hissedip hissetmediğim konusunda kararsızım.Şu bir gerçek ki bölümdaşlarımı özlemedim.Kaydımı yenilemek için gittiğimde bile sevmediğim insanlarla konuşmak zorunda kalmış olmak canımı sıktı.Bu insanlardan kaçma halim ne olacak bilmiyorum.İçinde okul kelimesi geçen cümlelerim hep bu konuyla devam ediyor.Ben de senin kadar sıkıldım okuyucu.Okulla ilgili olarak giderken oturduğum tramvayı özlemiş olabilirim mesela.Elbette ben de cam kenarına oturup klip çeken kızlardan biriyim.Ama ilginç olan insanlardan kaçan ben,toplu taşıma araçlarında bir adet gözlem canavarına dönüşüyorum.İnsanları inceliyorum.Bazen çok belli ediyor da olabilirim.Bunun için kendime çok kızıyorum.Çünkü incelenmekten ben de her insan gibi hiç hoşlanmam.Ama hiç tanımadığım insanların mimikleri,ses tonları çok dikkatimi çekebiliyor.Bazen de eh yeter deyip zamanı durdurmak ve ben durağımda indikten sonra bu akışı yeniden harekete geçirmek istiyorum.Her neyse.Havalar hala sıcak.Ama sanırım bilgisayar beni çok ısıtıyor.Bu yüzden her gün bilgisayarla arama mesafe koyacağıma dair söz veriyorum.Ama her seferinde yaydığı sıcaklıkla birlikte kendisini kucağımda buluyorum.Umarım yarından itibaren aramız açılır.Sonra bazı kitapların sırf uzun yazılmak için uzun yazıldığını düşünüyorum.Sağda gözüken kitabı sevmedim.355.sayfasındayım ve hala ee diyorum.588.sayfaya kadar çok çılgın değişimler olmayacağına da eminim.Bir kitabı yarım bırakamıyorum.Bir filmi de yarım bırakamıyorum.Ama aynı şeyi insanlar için söyleyemeyeceğim sanırım.Bazı insanlar pamuk şeker gibi çünkü.İlk başta çok sevimli gözüküyor.Sonra ağzınızda yalnızca aşırı derecede bayık bir tatlılık kalıyor ve dişinize yapışan,ellerinizi yapış yapış yapan o sevimli pamuk şekerden soğuyorsunuz.Bilmiyorum.Neyse gidip uyusam iyi olacak.Buraya kadar okuduysan sen de tıpkı benim gibi ee diyebilirsin sevgili okuyucu.Ama emin ol bundan sonraki yazılarımda da çılgın değişimler olmayacak.
Whiskas'ın sitesine üye oluyorsunuz.Sonra bir adet bundan:
hediye geliyor.Benimki parçalanmıştı ama olsun mamaları bir poşete koyup ağzını sıkıca bağladım.Kargoya da buradan teesuf ediyorum.Neyse ki bir de bunu göndermişler:
Pek mutlu oldum sabah sabah.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Yalnızlığı o kadar da sevmiyormuşum aslında.

16 Eylül 2011 Cuma

50.Ay-20.Yaş

 Merhaba sevgili blog.
Bugün erkenden uyandım.Kahvaltımı ettim.Daha doğrusu ettik.Birlikte ilk şehirler arası yolculuğumuzu bugün Keşan'la yaptık.Pek keyifliydi doğrusu.İstanbul sıcak.İnsan koşturunca daha da ısınıyor.Eve bavul taşı.Eve bavul bırak.Evden çık.Bankaya koş.Harcını yatır.Eve gel.Ve sahaflar festivaline geri git.Ve tüm bunları yaparken 16 Eylül^tarihine bakıp bakıp gülümse.Sevgili blog,bugün benim doğum günüm.Gerçek dostlarımı bugün tanıdım ben.Bence siz de facebooktan doğum günü tarihinizi kaldırın.Sonra telefonunuza gelen üç mesaj sizin için daha da anlamlı hale geliyor.Bugün bana en güzel hediye buydu :
Ha bir de unutmadan Parpali'yi yani Tülay'ı gördüm.Her ne kadar yorgun,argın ve uçuklu bir Yaprak'la tanışmış olsa da o güzel yemyeşil gözlerini görmüş oldum.Pek mutluyum.Sıcak bir çay içip sohbet edelim en kısa zamanda! İşte 20'lik yaşımı da çıkardığım şu günlerde 20.yaşımı böyle geçirdim ben sevgili blog.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Merhaba.
Yaprak'tan bir bok olmaz bağrışlarını dinleye dinleye uyandım.Yine Tekirdağ'a gidiyorum.Altı gün sonra da döneceğim.Şu an her şey çok salak geliyor gözüme.Altı gün için yanıma fotoğraf makinesi alsam mı diye düşünüyorum mesela şu an.Bir ses etseniz,akıl verseniz filan.

9 Eylül 2011 Cuma

Yazı ve bayramı fırsat bilip para biriktirdim ve şu gördüğünüz şeyi bugün aldım.Haftaya bugün doğuyorum.Kendi hediyemi kendim aldım.Şimdilik bakışıyoruz.Ellerim her zamankinden daha çok terliyor.Yeni yeni bir şeyler paylaşırım inşallaa.Kaydımı da yeniledim.16'sı ile birlikte güzel haberler duymak istiyorum.Yeni makaram çıktı.Burası dolacak yavaş yavaş.Sağ alt köşede hareketlilik olacak.Şimdi flaşıma pil takıp,kitabımı bitircem .Öpüyore.
-Bu arada dün sahaflar festivalinde idim.Fiyatlar normal piayasa değerinde gibi geldi bana.Zaten Aslıhan'ı da biraz pahalı bulurdum ben hep.Dün ben sadece Güvercin'i aldım.O da 4 liraydı-ki normalde 6 lira-.Eski olsun takıntım yok.Belki de o yüzden bana öyle geldi.Geçen yıl daha güzeldi sanki.Az bilinince bir şeyler daha güzel oluyor sanki.İlber Ortaylı da oradaydı.Günün karlısı annem oldu.Eksik Agahta Christie'lerin çoğu tamamlandı.He bir de Tanrıtanımazlık Müzesi diye bir kitap aldım.Bir süre eldekileri okuyup,bitirsem iyi olacak.

7 Eylül 2011 Çarşamba

5 Eylül 2011 Pazartesi

BUNA TIKLAYINCA ÇOK GÜZEL ŞEYLER OLUYOR.Hadi yine iyisiniz.
Yarın İstanbul'a gitmiyorum galiba.Fonda sürekli ''Kafamda deli sorular kolayca çözemiyorum'' diyen bir Serdar Ortaç var.

FAKDIOTOMASYONSİSTEM

 Bloggerın yeni halini hiç sevmedim.Hemen eskş arayüze dönüne tıkladım.Zaten hiçbir zaman yeniliklerden hoşlanan bir insan olmadım.Lanet olası okulumdan soğumam için binlerce neden sayabilirim.Mesela hala kaydımı yenileyememiş olmamı.15.50 de danışmanla internet üzerinde buluşacaktık.Çok heyecanlıydım.Ona cam var mı diye sorup ehehe diye gülmeyi bile planlamıştım.Ama saat 15.25 ve sistem çökmüş vaziyette.Hayır şurda zaten azcık kalmış okulun açılmasına adam gibi gönül rahatlığıyla tatil de yapamıyorum.Havuzla bakışıyoruz.Ben kayıt diyorum,o su çok güzel gelsene diyor.Kafamı usulca onu göremeyeceğim bir yöne çeviriyorum.Şerefsiz havuz.
  İnanın bir of çeksem karşıdaki Marmara Adası yıkılır.Yarın da İstanbul'a gidiyorum.Kaydımı yenilemek için.Neyse filmlerimi banyo ettirme hevesim de olmasa çok mutsuz olurdum.Ayrıca sahaf festivali de var.Yahu yaymayın şunu sonra bize kitap kalmayacak.Pis facebook.Bencil bir yaratık olduğum için hemen duvarımdan kaldırırım etkinliklerimi.Siz de öyle yapın.Herkes her şeyi bilmeyiversin.Görmeyiversin.Ne var yani.Tanrım yirmi dakikam kaldı.Sistem hala çökük.BÖHÜÜ!!

1 Eylül 2011 Perşembe

Kendime zarar verebilirim.Fiziksel değil.Ruhsal acılar konusunda yetenekliyimdir.Her şey yolundayken bozabilir,mutluluk kelimesine ekler getirip mutsuzluk haline dönüştürebilirim.Yapabilirim.Ama yapmadım.Ama bu asla yapmayacağım anlamına gelmez.

30 Ağustos 2011 Salı

Günaydın.

 Uyumadım.Güneşin doğmasını bekliyorum.Yalnız değilim.Kediyle oturuyoruz balkonda.Balkon serin.Işıkta eşek arısı var.O ona bakıyor.Ben ekrana.Benden çok esniyor.Kulağımda da Fikret Kızılok ''Günüm yok,güneşim yok/Uykum yok düşlerim yok'' diyor.

Bir filmin içinde olmadığımı kendime kanıtlamalıyım.
 Küçük şeylerden mutlu oluyorum.Bir bakıştan,yeni alınan en ufak bir şeyden,kedi mırıltısından,rüzgarın hafif hafif esişinden,yeni aldığım elbiseyi giymekten,uzun zamandır almak istediğim bir kitabı alıp koklamaktan,güzel insanlarla sohbet etmekten,içime sinen bir fotoğraf karesini çekmekten,o fotoğrafın nasıl çıkacağını günlerce hatta haftalarca heyecanla beklemekten,bir gülüşten,bir bakıştan,bir teşekkürden,bulutlardan,güzel bir şarkıyı ilk defa dinlemekten,kokoreç yemekten,midye dolmayı limonlayıp hüpletmekten,onu sevmekten,sevilmekten.Ve aklıma gelmeyen binlerce ufak şeyden.Tüm bunlar burada dursun.Ufak bir şeye üzüldüğümde sırf açıp okuyup,iyi hissetmem,şükretmem için.Ve bu fotoğraf,hayatta güzel şeyler olduğunu bana daima hatırlatacak.

28 Ağustos 2011 Pazar


Dan: I saw this face. This vision. When you stepped into the the road. It was the moment of my life.
Alice: This is the moment of your life.
Dan: You were perfect.
Alice: I still am.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Yaprakopya



Hayallerle yaşıyorum.
Şimdi de onlardan bahsedip mutlu olacağım.
Bir dükkan istiyorum.Bir sahaf dükkanı.Her zaman kahve kokan...Kedili.Kedisiz olmaz.Ama kucak seven bir kedi.Böyle sürekli kucakta olmak isteyen.Ben müşterilerle ilgilenirken onu kucağımdan indirmek zorunda kalayım.Evden çıkıp,minik balkonlu evime gideyim.Saksıda pembe,kırmızı,mor çiçeklerim olsun.Ama gül değil.Gülden daha güzel binlerce çiçek var.Gül en sevimsizleri.Müzik açayım.Böyle sakin sakin Fransızca bir şarkı yükselsin salondan balkonuma.Hava bahar,soğuk değil o kadar.Yine de rüzgar ''Kalk,ince bir hırka al üstüne.'' diyor.Sözünü dinliyorum rüzgarın,içeriden hırkamı alıyorum.Okul bitmiş.İyi bir okulda,iyi bir bölümde yüksek lisans yapmışım.Kursla filan dilimi geliştirmişim.Yaşlı değilim.Ama galiba çok genç de değilim.Belirsiz buralar.Mesela sahafta çalışıyorum ama tek işim o değil.O keyiflik gibi.İyi bir şirkette iyi bir işte çalışıyorum.Bunun dışında bir çok sosyal kurumda çalışmalar yapıyorum.Hayvan barınaklarında bazen gönüllü olarak görev aldığım oluyor.Kazandığımı onlarla paylaşarak mutlu oluyorum.Okumak istediğim çoğu kitabı okumuşum.İzlemek istediğim çoğu filmi izlemişim.Ama hala yapılacak bir çok şey var.Balkonda kahvemi içip,müziğimi dinlerken kedim bana seslenerek yanıma geliyor ve kucağıma atlıyor.Birazdan yemek yapmak için mutfağa geçeceğim.Ama sonra kapı kilidinde bir ses duyuyorum.Sevdiğim adamdan önce parfümünün kokusu geliyor burnuma,gülümsüyorum.İşten gelmiş,yorgun ama mutlu.Evli miyiz bilmiyorum.Ama mutluyuz.Görmek istediğimiz şehirlere gitmişiz.Muhtemelen evliyiz.Çektiğimiz ve birlikte içinde bulunduğumuz fotoğraf kareleri var çerçeve içinde.Geliyor,sarılıp öpüyor beni.Hadi üstünü değiştir ben yine yemek yapmaya çalışacağım diyorum.Gülüyor.Hala beceriksizim.Ama en azından uğraşıyorum.Birlikte hala eğlenebiliyoruz.En çok da benim sakarlıklarıma.Değişik soslu bir makarna bile yeter aslında.Sofrayı hazırlayoruz birlikte.Yemeğimizi yiyoruz birlikte.O bana gününü anlatıyor.Ben de hangi kitapları sattığımı...Film mi izlesek diye konuşuyoruz.Güzel bir film arşivi oluşturmuşuz.İzlemediklerimizden birini seçip izlemeye başlıyoruz.Film bittikten sonra balkonumuzda filmle ilgili konuştuktan sonra,sarılıp uyuyoruz.Belki ertesi gün işe gidiyorum.Belki sahafa.Orası flu.Ama hayal işte.Yaprakopya olsun adı da.Ütopyalardan birinin adı da Yaprakopya olsun işte.

19 Ağustos 2011 Cuma

Yazamıyorum.Ama yazdıklarınızı okuyorum.Zeynep,Eylül,Ezgi,Elif,Julia,Tülay,Güzide.Bazen çok duygusal bir insan olabiliyorum.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Minnacık şeylere sevinebilen biri aynı zamanda nasıl minnacık şeylere de üzülebilir ki ?

16 Ağustos 2011 Salı

''Kitaplar tehlikeli değildir,diyordu kendi kendine;kitaplar onları okuyanlara sadece keyif ve mutluluk verir,insanların kendilerini yaşama ve birbirlerine daha bağlı hissetmelerini sağlardı; dünyanın öteki ucundaki ülkenin başındaki sakallı,eğer İngiliz'in kitabına karşıysa,yapacağı tek şey kitabı okumayı bırakıp bir yere kaldırmak ve sonra da unutmaktı.''
                                                                    Sunset Park-Paul Auster

15 Ağustos 2011 Pazartesi


  1. Daha çok TED konuşmaları izlemeliyim.
  2. Sevdiğim dizilere değer vermeli ve zaman ayırıp izlemeliyim.
  3. Küçük şeylerden mutlu olmaktan asla vazgeçmemeliyim.
  4. Farklı fikirde olduğum insanlarla daha çok sohbet etmeli,dinlemeyi öğrenmeliyim.
  5. Bana bir şeyler katacağını düşündüğüm şeylere para harcamaktan kaçınmamalıyım.
  6. Daha cesur olmalıyım.
  7. Çok insan tanıyıp,az insanla samimi olmalıyım.
  8. Tahammülsüzlüğümü törpülemenin yollarını bulmalıyım.
  9. Seyahat etmek için para kazanmam gerektiğini unutmamalıyım.
  10. Para kazanabilmek için de bir şeylerden ödün vermem gerektiğini bilmeliyim.

11 Ağustos 2011 Perşembe

"Welcome to the wonderful world of not knowing what the hell is going on..."

 Dünyaya bir kez daha gelme şansım olursa,Tanrıdan beni daha salak bir insan olarak yaratmasını dileyeceğim.Hayır,şu anda da çok zeki değilim.Ama şarkıda da dediği gibi ne kadar çok bilirsen o kadar bela başa.İnsanlar arasında mutsuzum.Genel olarak sıkılan yapım,ilgimi çekmeyen konulardan bahseden insanların yanında inanılmaz bir seviyeye yükseliyor.Mario'nun zıpladığı bayrak direğinin en tepesi gibi.Küçük dağları ben yaratmadım.Ama bu küçük duvarları bizzat ben ördüm.
 Bir liste yapacağım.Sevdiklerim.Sevmediklerim.Ömür yettikçe yaşamak ve yapmak istediklerim.Kabuğuma ve bana şans dileyin dostlarım.

5 Ağustos 2011 Cuma

Tatil kafası pembedir.

4 Ağustos 2011 Perşembe

İğreti Surat kitabı Fransız yazar Marcel Ayme'in.Sanırım Ayme'in yazılıyor.Emin olamadım.Facebookta Can Yayınları'nın sayfasını beğen ve gel kitabını al kampanyasında seçtiğim kitaplardan biriydi İğreti Surat.Daha önce Marcel Ayme'in ismini duymamıştım açıkçası.Daha çok çocuk romanları yazan yazarın bu romanında yüzü birden değişen bir adamın hikayesi anlatılıyor.Birden yakışıklı olan bir adamın hayatının nasıl değiştiğini okuyoruz sayfalardan.Trajikomik,güzel bir öykü aslında romandan çok.Şu anda D&R'larda Can Yayınları'nın 4 lira kampanyası arasında İğreti Surat kitabı da bulunmakta.Merak edenlerin aklında bulunsun :)


''Bu dünyada ne güzel,ne gizemli şeyler var,ama asla ana-babanızdan duymazsınız onları.'' 

2 Ağustos 2011 Salı

Anladım ki burası benim için çok değerli.Bir şeyleri anlatmaktan mutluluk duyuyorum.Her şey güzel.Tüm bir kış boyunca beklediğim ''o günler''i yaşıyorum.Suyun dalgalanmasına kendimi bırakıyorum.Ama bunu son beş gündür yapıyorum.Çünkü bir şeyler beş gündür güzel.Anladım ki bir şeyleri gizlemek insanın hislerine daha çok şey katıyor.Daha da emin oluyorsun aklından ve kalbinden geçenden.Bastırdığın davranışlar sana his olarak geri dönüyor.O yüzden sevgi pıtırcığı haline dönüşebiliyorsun.Sevdiğiniz insan yanınızdayken ona en basit bir sevgi sözcüğünü söyleyememek inanın dünyanın en garip hissi.Bakışarak anlaşmaya başlıyorsunuz bir zaman sonra-ki bu dünyada yaşanabilecek sayılı en güzel anlardan biri-.Ama yine de ne olursa olsun Eylül'de diye başlayıp,
İstanbul'da diye devam eden cümleler kuruyoruz ister istemez.Yazlık dediğin dikenli bir tel.Bazı şeylerin değerini kaybetmeden anlayabilmek çok güzel.Şükredebilmek kadar.Anladım ki duygularını iyi ifade edebilen bir insan değilim.En azından burada.Okuduğum kitapların cümleleri,kendi cümlelerimi kurmamda yeterli olamıyor.Ama olsun,bu hisler bu cümlelerle burada dursun yeter.
    Küçücük şeylerle yetiniyor,küçücük şeylerden mutlu oluyorum.Azcık ötede yemek yediğini bildiğim bir insanın varlığı mesela.Ya da uyuduğu...Korkuyorum.Korkulacak çok şey var hayatta hep.Korkmamdan bile korkuyorum.Olumsuzluklarımı,korkularımı yaymamak için susuyorum belki de.Daha doğrusu susmak istiyorum ama onu bile yapamıyorum.Tıpkı adımı soyadımı google da aratan bir düşmanımın bu satırları okumasından korktuğum gibi.Blogun adını da değiştirmeye kıyamıyorum.Sadece insanlar bu kadar kötü niyetli olmasın istiyorum.Emrah Serbes'in de dediği gibi her zaman böyle olur.. Mutlu olmak için bir sürü faktörün bir araya gelmesi gerekir. Mutsuzluk için tek neden yeter.Ağustos ayının tadını çıkartıp bir yandan da usul usul Eylül ayını bekliyorum.Doğduğum ayı,melankolik sonbaharı,canım Eylül'ün o sevdiğim güzel adını...Sahafları özledim.Limonata içmeyi.Kahve içince terlememeyi de özledim.Ama aynı Güneş'le yandığım adamın yanında,burada olmak da güzel.Kimse bilmiyor.Kimse bilmemeli.Bu bizim sırrımız olsun e mi ? :) 

  • Bir de şu sergiye gitmek istiyorum.Bir günlüğüne de olsa en azından TIK TIK.
  • 4 Ağustos Perşembe günü için tüm Hakan Günday sevenler bakınız TIK TIK
  • Didem Madak Ahlar Ağacı'nı Ekşi Sözlük'ten okudum.Ama döndüğümde sayfalarını koklamak istediğim bir Pulbiber Mahallesi var.Değerini geç anlamak üzücü.
  • Notos dergisinin Oğuz Atay konulu 28.sayısını edindiğim için mutluyum.Hala İstanbul'da gazete bayilerinde olması lazım.Kesinlikle arşivlik.
  • Bir makara film şimdiden bitti.Onlar için de Eylül'ü bekliyorum.
  • Bir şeyler için heyecanlanıyor olabilmek insana yaşadığını hissettiriyor.Heyecanımı(zı) hiç yitirmeyelim.
  • Öperim.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Büyüsü bozulmasın diye susuyorum ben biraz.Muhteşem olur mu bilmem ama elbet döneceğim :)

31 Temmuz 2011 Pazar

Geldi.Birlikte baharla birlikte.Yaz değil,bahar.Hep aynı heyecan.Söylenmeyen sözlerle anlaşabilmek.Bir bakışa tüm cümleleri sığdırabilmek.Dışarıdan arkadaş sanılmak için verilen çabalar.Bir çeşit işkence gülümseyen suratını sevememek.Ama kıymet bilmeyi öğrenmek her yeni gün,tekrar tekrar.Bazı sırlar çok güzel.

28 Temmuz 2011 Perşembe

Rüzgar seviyorum.Salıncak da...

27 Temmuz 2011 Çarşamba

25 Temmuz 2011 Pazartesi





Selam.İlk defa denize ayağımı soktum.Havuz bebesi olmak çok sıkıcı.Bir de Ahu Tuğba olmak zor iş.Ayrıca çenemi törpületme ameliyatım için herkes bir lira verirse sevinirim.Teşekküürler.

24 Temmuz 2011 Pazar

İpince,güzel giyinen,daha özgür daha güzel bir ülkede yaşayan tüm hemcinslerim,SİZİ ÇOK KISKANIYORUM! Naomi'den sonra bir de bununla tanıştım bugün.Her şeyi de yiyor.PİSLİK,İNŞALLAH YÜZ KİLO OLURSUN :(((

23 Temmuz 2011 Cumartesi


                       Eylül dünyanın en tatlı insanlarından biri !
 Oturup bir iki lafın belini kırabilmenin-bu deyimi çok seviyorum-ne kadar değerli ve önemli olduğunu fark ettiğim günlerin içinde bulunuyorum.Ortak paydada buluşabilmek,anlatmadan anlaşabilmek ne kadar muhteşem bir şeymiş.İnsan yalnız kalınca tüm iletişim yeteneğini ve özelliklerini sorguluyor.Hayatındaki insanın diğer hemcinslerinden ne gibi farkları olduğunu gözlemliyor.Karşılaştırmak değil,fark etmek.Herkesin önceliği nasıl da farklı onu anlıyorsun.İstanbul'da ''mecburen'' aynı alanda bulunduğumuz insanları umursamıyoruz.Küçük yerlerin kozmopolitliği daha da belli ediyor kendini.Radikal gazetesi dahi gelmeyen küçük bir kasabada ben her gün insanları gözlemleyip,her gün daha da uzaklaşıyorum yaşadığım çevreden.Buradaki insanların eğlence anlayışlarından daha farklı bir eğlence anlayışım olduğunu anlıyorum mesela.Küçük dağları yarattığını sanan insanların nasıl da birden pragmatik haller içlerine büründüklerini.Dışarıdan soğuk,kendini beğenmiş olarak etiketlendiğimi düşünüyorum ve ilk defa bir etiket bu kadar çok hoşuma gidiyor.Merhaba'lar öyle değerli ki...Herkese söylenmemeli belki de bazı şeyler.Sırf bir toplumda yaşıyor olduğumuz için tüm nezaket kurallarına uymamızın beklenmesi aslında biraz saçma.İnsanları küçük görmüyorum.Kimse kimseden üstün değil.Ama farklı.Ben biraz daha kabuğuma çekileyim.Saçmalıklarımı yüklediğim cümlelerim de biraz burada kalsın.Belki bir yıl sonra tüm bu cümleleri ne kadar da toymuşum şeklinde yorumlarım.

21 Temmuz 2011 Perşembe

 Hava en sevdiğimden.Güneş battı.Bulutlu,kapalı tam da eylül havası.Annemle karşılıklı çay içiyoruz.Her zamanki gibi yine omzum ağrıyor ama bu çok da önemli değil.Kedi yukarıda uyuyor.Sinek ilaçlama sesi çıkan tek ses.Benimle birlikte keşke bu sessizliği dinleyebilme şansınız olsa.http://fizy.org/#s/1h0g4u


Çayın rengi ne kadar güzel,
Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!
                             Orhan Veli

19 Temmuz 2011 Salı

  • Çocuk sevmiyorum.Hiçbir zaman oyy ne şeker diyerek çocuk kucaklayan bir kız olmadım.Yalnızca bir adet bebeği kucaklamak istiyorum.Gerçi bu blogtaki herkesi kucaklamak istiyorum ya neyse.İŞTE BU BLOG.
  • Ama buradaki çocuklar,sevimsizliklerine bakılarak dünyanın her bir yarından toplanılıp getirilmiş gibi.Hiaa diye diye havuzda üstünüze atlayan çocukların sevimliliğinden bahsetmesin kimse bana.Bu çocuklar da dünyaya barış ve mutluluk getiremez kardeşim.Aha aşağıdaki serkan iz may görl diye böğrünü dövüyor.Diğeri de git şuna tokat at diye emir veriyor diğerine.
  • Babam az önce böğrünü döven bir sesle susun beğğ diye kükredi site bebelerine.İki saniyelik sessizlikten sonra bildik gürültü kaldığı yerden devam ediyor.Huysuz ve yaşlı bir aileyiz biz.Çocuk sevmiyoruz.Mümkünse siz de bizi sevmeyin.Canlarım.
  • İnsanlar çok garip gerçekten.Yani çocuklarla aynı zeka seviyesinde teyzeler,abiler var ki bunu evet,hakaret olarak kullandım.
  • Franny'de kendimi buldum desem çok aptalca bir laf mı etmiş olurum.Neyse canım bizbizeyiz.
  • Dur azcık karpuz yiyeyim.
  • Bir yıldır karpuzu çekirdekle yiyorum.Bu güzel ayrıntıyı da paylaşayım istedim.
  • Ulu Tengri bu bebeler susmazsa birazdan gözlerimde şeritle üçüncü sayfa haberlerine konu olacağım.
  • Fotoğrafın konumuzla bir ilgisi yok.Ancak Jim Sturgess'ın konumuzla bir ilgisi olabilir.

18 Temmuz 2011 Pazartesi



-Balık da benim dostum dedi,yüksek sesle.Ben böyle bir balık görmedim.Böyle bir balıktan söz edildiğini de duymadım.Yine de onu öldürmem gerekiyor.Neyse ki yıldızları öldürmek zorunda değil insan!
 ''Diyelim ki her gün bir insan ay'ı öldürmeye kalkışmak zorunsa olsa ne olurdu? diye düşündü.Ay kaçar.Diyelim ki her gün bir adam güneşi öldürmeye kalkışsaydı ne olurdu ? Böyle olduğumuz daha iyi canım,diye düşündü.''

16 Temmuz 2011 Cumartesi

 11 yaş büyük benden.Kitaptan bahsediyorum.Basım yılı 1981 olan bu kitabı annemin rafında buldum.Ciltli diğer kitapların yanında.Bakıldığında bir çocuk gibi gözüküyor değil mi ? İçinde resimler olan Küçük Prens'i de yıllarca çocuk kitabı sanmadık mı? Şimdi küçük genç kızlarımız nutellaaa yazıp kalp koymaları gibi yazdıkları satırlarla Saint-Exupery'nin kemiklerini sızlatıyorlar da neyse.Her şeye çok fazla eleştirel yaklaştığımı fark ettim geçen gün.Belki de ergenlik denen dönemi o kadar da küçümsememeliyiz.
  Bugün pazarda kitap satan tezgahta durdum.Bir şeyler satmak hep özendiğim bir şeydi.Sahaf işini kaybetmiş olmam bir kez daha üzdü beni.Belki olur da yeniden,birden karşıma öyle bir fırsat çıkar.Bir de bugün 16 Temmuz.Dört yıl önce bugün 16 yaşındaydım.Üniversite sınavının sıkıntısı vardı üzerimde.Yerinde duramayan,mor pantalon giyen bir kızdım.I see dumb people yazan siyah bir t-shirt üm vardı.Sonra bir adamla tanıştım.Ama o da o zamanlar adam sayılmazdı.18'lik bebe.Lunaparkta başlayıp,telefon kartlarıyla devam eden bir şey şimdi 20'lik diş çıkaran bir kız ile tüm dişlerini çıkartmış bir adama dönüştürdü bizi.Dört yıl oldu.Kulağa çok garip geliyor.Ben buradayım.O bu sefer burada değil.Balkonda oturmuş çay içiyorum.Çay güzel.Hava serin.Birazcık da omzum ağrıyor.Ama mutluyum sanırım.İliklerine kadar hissetmesen de bazen mutluluk hissi böyle geliyor belki de.Biraz huzurlu,biraz keyifli-keyifsiz ama iyi.16 Temmuz 2011 böyleydi.

12 Temmuz 2011 Salı

                        Bright Star filmini çok yanlış anlamışım ben.